otuz yedi

18.9K 1.1K 154
                                        

İnanın şu an burada bu ortamda ne işim olduğu hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu ancak bir anda kendimi yoğun bir öfkeyle burada bulmuştum.

Pahalı oldukları her hallerinden belli olan koltukta oturuyor gözümü bir saniye bile ayırmadan bana papatya çayı yapmaya çalışan anneme bakıyordum. Gözümde nasıl bir ifade vardı bilmiyorum ama kendinden emin duruşu gitmişti. Bir bana bir de kucağımdaki balıklara bakıyordu.

Eşyalarımı evden toplar toplamaz annemin evini basmak asla aklımda olan bir şey değildi. İlk kez içgüdülerimle hareket etmiştim ve şimdi buradaydım. İyi mi etmiştim kötü mü bilmiyorum ama ilk kez bana karşı endişeyle baktığını görüyordum.

Üzerindeki beyaz pantolonun üzerinde uzun kırmızı ojeli tırnaklarını gezdirerek bana doğru yaklaştı.

"Ne oldu?" dedi elime bardağı uzatırken. Bardağı almak için bir hamle yapmadığımda dokunmak için koluma uzandı ancak hemen elini ittirdim.

"Sana ne?" derken bile dik dik yüzüne bakıyordum. Kehribar renkli gözleri hafif büyümüştü.

"Eve bir anda daldın?"

"Bana ne?" dedim bu sefer de omuz silkerek.

Beni ilk defa böyle gördüğünden olsa gerek ne yapacağını hiç bilemiyordu. Bardağı almadığımı görünce önümdeki siyah masanın üzerine bıraktı.

"Tamam ııı-" durdu elini alnına götürüp hafifçe okşadı ve omuz silkip yanıma oturdu.

Yüzüne dik dik bakmayı kesip gözlerimi yere çevirdim bu sefer.

Birkaç dakika yine konuşmadık.

"Sorun mu var?"

"Sen varsın." Kimseye olmadığım kadar sert davranıyordum ona.

Yine omuz silkti.

"Yani oluyor öyle birilerinin başına büyük sorunlar açtığımda da- Sen? Ne oldu sana?"

Yerdeki bakışlarımı yüzüne çıkardım.

"Kalacak yerim yok, burayı istiyorum. Benim evim benim keyfim. Burada kalacağım."

Kaşlarını hayretle kaldırdı.

"Anladım." dediğinde sinirle dudaklarımı ısırdım.

"Eğer en başından beni evine alsaydın başıma bunların hiçbiri gelmeyecekti!"

Kaşlarını çattı. Elmacık kemikleri gerilmişti.

"Başına bir şeyler geldiğini biliyorum, onu anlatmanı bekliyorum zaten."

"İstemiyorum." dedim omuz silkerek.

İlk kez birine karşı nasıl davranılacağını bilmiyordu. Bakışlarından, hal ve hareketlerinden bunu anlayabiliyordum.

"Peki, istediğin zaman anlat. Eğer büyük bir şeyse hemen söyle."

Cevap vermedim.

Bulunduğum en garip atmosfer olabilirdi sanırım. Sert davranmak için role girmiyordum, ilk kez gerçekten serttim. Benim canımı yakan ne kadar şey varsa hepsinin üzerine gitmek onları yok etmek istiyordum. Ya sabrımın ya da aklımın sınırındaydım.

Evimizi pek fazla hatırlamasam da böyle olmadığına emindim. Babamdan sonra birçok kez ev değiştirmiştik ancak annem uzun süredir de burada oturuyordu. Eşyalar, tablolar hepsi düzenliydi ve çoğunluğu siyahtı. Ev koyu renklerle dizayn edilmişti ve bu bana çok zıttı. Hiç sevmemiştim evi ama yine de kalacaktım. Sonsuza kadar Atlas'larda yaşayamazdım. En nihayetinde ayrılmam gerekiyordu. Onur'un evinde de kalamazdım çünkü durumumuz malumdu. Çıkmaz bir paradoksun içinde dönüp dolaşırken eşyalarımı toplamak için girdiğim evde aniden anneme gitmek istemiştim.

Elma Ağacı (bxb)Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin