BEDBAHT
IV
ARAF
🌙
~Bütün mutluluklar birbirine benzer fakat, mutsuzluğun kendine has bir hikayesi vardır...
LEV TOLSTOY
#Buray - Sahiden
Yaşadığı her gün ömründen bir gün değil, yıllarını götürüyordu sanki... Ve her gün hayatında esen bir matem rüzgarı, onu felâkete sürüklüyordu. Zemheri bir güzün başlangıcındaydı ve bahara mutluluk kadar uzaktı... Suçlu bir çift göz kalbinde elini kolunu sallayarak gezerken O, çaresizce diz çökmüştü önünde. O gözler Ayaz'a aitti...
Ona içindeki zehiri kustuğundan beri kendine gelemiyordu. Tek bir kelime bile etmesine müsaade etmeden basıp gitmişti. Şimdi duyduğu laflarla ayakta durmaya çalışıyordu genç kız. Yıllarca içinde yaşattığı o his böyle mi bitecekti. Onu yıllar sonra böyle mi görmek vardı kaderde.
Kendini nasıl açıklayacaktı? Ayaz neden ona bu ithamda bulunmuştu? Kafası öyle karışıktı ki... Naif bedeni, içine sığdırdıklarını taşıyamıyordu artık! Eliyle başını kavradı, gözleri bir an gidip geldi. Düşmemek için kaldırımın dibindeki duvara dayanırken, yüreğine dolan göz yaşlarını, bir bir aktı gözlerinden.
"Ne yapacağım ben şimdi?"
Öyle kısık ve titrek bir sesle sarf etti ki bu sözleri... Yanından gelip geçen insanların duyması mümkün değildi. Çaresizlik, boğazına dayanmış bir hançer gibiydi. Sessiz kalırsa eğer o hançer boğazına geçecekti! Hangi iftiranın tuzağına düşmüştü? Günlerdir gördüğü kabuslar ve içindeki bataklık... Meğer hiçbiri kuruntu değilmiş, hepsi birer hismiş!
İlerlediği kaldırımda yönünü eve çevirirken, telefonu çalmaya başladı. Emre arıyordu. Emre, liseden mezun olduğundan beri hâlâ görüştüğü tek arkadaşıydı. Telefonunu sessize alıp çantasına geri atarken, karanlık bir kuyuda kendisine uzanmış bir ip gibi hissetti onu... Yapabilir miydi? Yağmur'a yardım edebilir miydi?
Titreyen elleriyle çantasından çıkardığı telefonu tuşlarken, tıkanan boğazını temizledi.
"Alo. Yağmur..."
"Emre kusura bakma. Sessize almışım duymadım aradığını."
"Sorun değil. Müsait misin? Görüşemiyoruz kaç zamandır..."
Kaç zamandır mı? Bir ay bile geçmemişti buluşmalarının üstünden! Fakat bu, Yağmur'un aklına takılan bir şey değildi.
"Olur. Hemen buluşabilir miyiz?" Dedi aniden. Verdiği ani yanıt Emre'yi telaşa sokmuştu.
"Tamam neredesin yanına geleyim. Yağmur sen iyi misin?"
Sesinin tonunun iyi olmadığı, anlaşılmayacak gibi değildi.
"Konuşuruz... Konum atıyorum." Dedi telefonu kapatmadan önce.
Bulunduğu yerin karşısındaki, bir kafeye geçip oturdu. Dakikalar saat gibi işliyordu. Beyni... Beynini söküp atmak istedi içinden. Düşünceleri çıldırması için elinden geleni yapıyordu. Saniyeler asır gibi işliyordu. Emre nerede kalmıştı?
Uzaktan, oturduğu masaya doğru yaklaşan Emre'yi görünce ayağa kalktı.
"Bir sorun yok değil mi?" Emre bu sözleri sarf ederken Yağmur'a sarılıp, sandalyeyi geriye doğru çekip oturdu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
BEDBAHT
General FictionKaranlık gecenin çanları uğursuz ve lanetli saatleri haber veriyordu. Ruhu küle dönmüş bedeni, kendini ölüme sürüklerken, ayak parmaklarının uç kısımlarından sivri taşların tesiriyle kan akıyordu. Yararlarını hissetmiyordu, sadece koyu kan gözüne ba...
