Sınav haftasının üstüne bir de hasta olunca bölüm biraz gecikti, özür dilerim. Bu bölümde işlar biraz karışıyor, çözmemiz gereken bir şeyler var. Bölümü okuduktan sonra tahminlerinizi benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum. Neyse fazla konuşmayayım, sizleri bölümle baş başa bırakıyorum.
Medya; Eylül
İyi okumalar! :*
Neredeyse üç hafta oluyordu ve Ateş hala gittiği yerden gelmemişti. Birden bire yurtdışına neden gittiğiyle ilgili sınırsız fikir üreten beynimin yanmaya başladığını hissedebiliyordum. Aradığımda yurtdışında olduğunu belirten telesekreterin sesi onun gittiğini öğrenmemi sağlamıştı. Benden kesinlikle bir şeyler saklıyordu ve ben bunu öğrenmeden rahat edemeyecektim. Bu yüzden şuan havaalanında bir o yana bir bu yana dolanıp duruyordum. Bana yapacak bir açıklaması olmak zorundaydı, bunu hakettiğimi düşünüyordum.
Rahatlayabilmek için koridorun sonundaki büfeye gidip kahve aldım ve dolaşmaya devam ettim. Kafamın içinde onu gördüğümde olacaklar başlığı altında onlarca senaryo yazılırken eğer iç sesime bakabilseydim bunun kesinlikle 'bunları düşünmek için çok mu uğraştın' bakışı olacağından emindim. Sağ taraftaki hediyelik eşya dükkanı dikkatimi çekince kahvemden birkaç yudum alıp çöpe attım ve oraya doğru yürümeye başladım. Kapıyı açarken tatlı bir zil sesi duyunca gülümsedim, böyle şeylerin eskide kaldığını düşünürdüm. Saçları beyazlamış, hafif kilolu, yaşına göre oldukça enerjik gözüktüğünü düşündüğüm bir teyze gülümseyerek yanıma geldi. Sadece gezmek için gelmiş olsam da sanırım bu sıcak karşılamaya teşekkür olarak bir şey almalıydım.
"Hoşgeldin hanım kızım."
"Hoşbuldum teyzecim. Ne kadar zamandır bu işle uğraşıyorsunuz?"
Saçlarını tutturmak için kullandığı gözlüğünü burnunun ucuna indirdikten sonra iç çekti. Konuşmak yerine kasaya geçip işine devam ettiğinde yanlış bir şey söyleyip söylemediğimi düşündüm. Omuz silkip rafların arasında dolanmaya başladım. Sade ama sıradan olmayan bir çerçeveyi elime aldım. Tunç'a yeni masasına koyması için alabilirdim, yeni işinde baş ucunda Gözde'yle birlikte bir fotoğrafının olması uzun iş saatlerinde fazlasıyla iyi gelecekti. Kasaya doğru yürürken saatime baktım, biraz acele etsem iyi olacaktı. Cüzdanımdan para çıkarmak için çerçeveyi kasanın yanına bıraktım. Yaşlı kadın onu özenle paketledikten sonra sıcacık bir gülümseme kırışmış yüzündeki yerini aldı. Parayı bırakıp gitmek için hareketlenmiştim ki tatlı bir ses durmama sebep oldu.
"Eşimi yedi yıl önce kaybettim. O günden beri buraya ben bakıyorum. Sevdiklerinin değerini bil kızım, inan bana kaybettikten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor."
Gülümsemeye çalışarak veda ettikten sonra kendimi hızla dışarı attım. Yaşlı kadın yılların ona öğrettikleriyle bu cümleleri kurmuştu. Ben ise onun kızı yaşlarında olmama rağmen onun gibi bunu yaşayarak öğrenmiştim. Hayat gerçekten fazlasıyla garipti. Elimdeki paketi çantamın içine tıkıp saçlarımı sağ omzuma aldım. Ateş'in indikten sonra geleceği alana doğru yürümeye başladım. İç sesimin yine gevezeliği tutmuş susmak nedir bilmiyordu.
Sarılmak yok! Gitmeden önce güzel vakit geçirmiş olabilirsiniz ya da 'henüz adını koyamıyoruz' evresine bile geçiş yapmış olabilirsiniz ama bu sarılmanı gerektirmez, değil mi? Ah, hadi ama kimi kandırıyorsun Gece? Sana gıcık davranmasını bile özledin. Senin için pek de iyi olduğunu söyleyemeyeceğimiz bir şey yaptığında takındığı yaramaz çocuk ifadesini, rengini çözemediğin gözlerini, öpülesi dudakla...
Beklediğim kapıdan yolcular gelmeye başladığında gittikçe edepsizleşen iç sesimi susturabildiğim için sevinmiştim. Çoğu zaman benden bağımsız konuştuğunu bilmeme rağmen yanaklarımın kızaracağından korktuğum zamanlar olmuyor değildi. Gözlerim Ateş'i bulduğunda özlemin beynimin üzerine sis gibi çöktüğünü hissettim. Ona alışmıştım, birden gitmesi bende boşluk hissi yaratmıştı. Biraz daha dikkatle baktığımda yanında korkuyla koluna yapışmış, benden birkaç yaş küçük olduğunu düşündüğüm kumral kızı fark ettim. Ateş'in gözleri benimkileri bulduğunda şaşkınlığı bütün yüzüne yayıldı. Kızın kulağına bir şey söyledikten sonra neredeyse koşarak yanıma geldi. Aklım az önceki görüntüde takılıp kalmıştı; buna rağmen belime dolanan ellere karşılık olarak ellerimi boynuna dolamam pek de uzun sürmemişti. Her ne kadar kendimi onu özlemediğime inandırmaya çalışsam da şuanki halim bunun koca bir yalan olduğunu gözler önüne seriyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gerçek (Ara Verildi)
Romans"Yaralarını tek tek kapatacağım." dedi bir elini yanağıma yerleştirirken. Gözlerindeki huzara bırakırken kendimi belli belirsiz başımı salladım. "Kendi yaralarının üstünü kapatmış olman benimkileri de kapatabileceğin anlamına gelmiyor." Dudakları al...
