Medya: Ateş & Lunaparkta çalan şarkı
İyi okumalar! :*
Gözyaşlarım akmamak için özel bir çaba harcarlarken mutlu çifte bakıp herkes gibi ben de alkışlamaya başladım. Her şeyin bana Can'ı hatırlatması ve canımın hala ilk gün olduğu gibi yanması normal miydi? Onsuz olmanın kolay olmayacağını en başından beri biliyordum ama yapabileceğime inanıyordum en azından. Son zamanlarda yapabileceğime olan inancım da kaybolmuştu.
Beni öperken nazikçe davranmasını, sabah kalktığımda yanımda oluşunu, kokusunu içime çekerken hissettiklerimi, ona sarılınca bütün sorunlar yok olmuş gibi hissetmeyi, birlikte hayal kurmayı, onun olmayı özlemiştim. Ben onu özlemiştim.
Yanaklarım ıslanmaya başlayınca yüzümü yıkamak için çantamı alıp tuvaletlerin olduğu tarafa doğru yürümeye başladım. Ateş'in arkamdan geldiğini biliyordum ama umursamamaya çalıştım. Her şeye burnunu sokmaması gerekiyordu, dans etmiştik ve bitmişti, hepsi bu kadardı işte. Köşeyi dönerken bileğimden tutup vücudumu kendine doğru çevirdi. Bu kadar yakın olmaktan rahatsız olduğumu belirtmek istercesine geriye bir adım attım, o da bir adım yaklaştı.
"Ateş gider misin?" dedim ama sesim sanki yanımda kalması için yalvarıyormuşum gibi çıktı. Yüzüne bakmak istemiyordum, bu yüzden ileride duran çöp kovasına bakmaya başladım. Zayıf biri gibi durmamak için karşısında ağlamamalıydım. Dudağımı dişlemeye başladığımda gözlerim yeniden dolmuştu. Neden gitmiyordu ki hala? Neden benimle ilgileniyormuş gibi davranıyordu? Ne saçmalıyordum ben, kimse ilgilenmezdi benimle. Şu sıralar fazla gıcık davrandığımı biliyordum, neden yanımda olsun ki?
"Dışarı çıkıyoruz." Bir şey söylememe izin vermeden bileğimdeki elini elimin içine kaydırıp çekiştirmeye başladı. Şok verilmiş gibi ellerimize bakmaktan gitmemek için ayak diretememiştim. Adımlarına ayak uydurabilmek için penguen gibi yürürken düşmemek için diğer elimle kolunu tuttum. Gergin kasları yüzünden üzerindeki ceket patlayacak gibi duruyordu. Nereye gittiğimizi sormak daha yeni aklıma geldiğinde "Nereye gidiyoruz?" dedim, bu sırada çıkışa gelmiştik. Soğuk hava yüzüme çarparken bana dediğini duyar gibi olmuştum ama emin olmak için tekrar sordum.
"Evet, bana gidiyoruz. Ablamla birlikte kalıyorum ve o bir psikolog. Biraz kız kıza konuşmaktan zarar gelmez, hem yardımı dokunacağına eminim." Bir şeyleri içimde biriktirip yanlış anda yanlış kişiye patlamaktansa biriyle konuşmanın zararı olmazdı sanırım. "Pekala, teşekkürler." dedim, onunla gideceğimden emin olunca elimi bırakıp ilerideki lüks arabaya doğru yürümeye başladı. Arabaya bindiğinde ben de ayaklarımı harekete geçirip arabaya yürüdüm ve daha fazla üşümemek için hemen kendimi içeri attım. Tahmin ettiğim gibi arabanın içi gayet sıcaktı ve Ateş gibi kokuyordu.
Arabayı çalıştırırken göz ucuyla bana bakıp "Kemerini tak." dedi. Dediğini yaptığımda gaza bastı, lastik sesleri sokağı doldururken gözlerimi kapatıp yandaki kola sıkıca tutundum. Tabii ki böyle bir arabayla hız yapması normaldi ama küçüklüğümden beri hızlı şeylerden korkuyordum. Hız korkum yüzünden babamla ne zaman lunaparka gitsek sadece atlı karıncaya binip geri dönerdik. Babamı son zamanlarda hiç aramadığım aklıma gelince bu gece onu aramam gerektiğini aklımın bir köşesine not ettim.
Araba durduğunda gözlerimi açıp derin bir nefes aldım. Ateş'in arabadan indiğini görünce ben de arbadan inip kollarımı kendime doladım. Yanıma gelmeden önce sigara yakışını ve sonra da arabanın etrafından dolanışını izledim. Yanıma geldiğinde açık havada olmamıza rağmen elimle dumanları savdım. Sigarayı dudaklarının arasına yerleşip içine çekti, bunu yaparken yanakları içe doğru çökmüştü. Daha sonra sigarayı eline alıp başını geriye attı ve dumanı üfledi. Bana döndüğünde onu izlemeyi kesip gözlerinin içine baktım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Gerçek (Ara Verildi)
Dragoste"Yaralarını tek tek kapatacağım." dedi bir elini yanağıma yerleştirirken. Gözlerindeki huzara bırakırken kendimi belli belirsiz başımı salladım. "Kendi yaralarının üstünü kapatmış olman benimkileri de kapatabileceğin anlamına gelmiyor." Dudakları al...
