Bu müziği dinleyerek okuyunca içim bir tuhaf oldu. Sizde öyle yapın derim.
Kitap hakkında düşüncelerinizi paylaşırsanız çok mutlu olurum. Oy vermeyi unutmayın ve satır aralarına yorum atmayı lütfen unutmayın.🌹
İyi okumalar...❤
"İyi adamlar yalnızlıktan ölüyor, iyi kadınlar ise kötü adamların balkonundan gökyüzüne bakarken..."
-Fyodor Dostoyevski
-2. BÖLÜM-
Hayat ne kadar zor ve acımasız değil mi?
Gerçi hayat değil insanlar zor ve acımasızdı. Küçükken anneannem bana hep "Aman kızım kimseye güvenme, dışarda dikkat et. İnsanoğlu çiğ süt emmiş..." derdi. O zamanlar anlamazdım ne demek istediğini ama şimdi çok daha iyi anlıyordum.
Haklıydı!
Her zaman çok öngörülü bir kadındı. Çoğu şeyde hep haklı çıkardı fakat bir şeyi öngörememişti anneannem. Bazen sadece dışarısı tehlikeli olmazdı, bazen evin içindeki en yakınının yanında da tehlikede olurdun...
Ben işte o kendi evlerinde tehlikede olanlardanım. Küçükken babam hep annemi döverdi. O zamanlar şiddetin ne olduğunu bilmezdim ama annemin canının acımasından anlardım kötü bir şey olduğunu... Kız çocukları annelerinin kaderini yaşarlardı. Bu çok doğruydu ve ben bu sözün en büyük kanıtıydım bana göre.
Uyanalı neredeyse 1 saat olmuştu. Kolumda serumla dört yıldır kaldığım odadaydım. Ceza odasının aksine beyazlarla kaplıydı. Gerçi bu evdeki bütün mobilyalar beyaz ve griden oluşuyordu, bir tek o rutubetli oda karanlıktı. Odanın kapısının yavaşça açılmasıyla o tarafa döndüm. Önde Cihan, arkasından da tanımadığım bir kadın içeri girdiler. Cihan uyandığımı görmesiyle hızla yanıma gelip konuşmaya başladı.
"İyi misin sevgilim?"
Kurduğu cümleyle eş zamanlı göz devirmiştim. İyi mi? Çok iyiyim ya sadece biraz dayak yedim senden hepsi bu. Çok da abartmaya gerek yok!
"Alçin, Ebru hanım doktor. Şimdi seni tekrar muayene edip pansumanlarını yapacak." dedi yanındaki kadını eliyle gösterirken.
Kafamı onaylarca salladım. Kadın bana hafif bir gülümsemeyle yaklaşıp konuşmaya başladı.
"Ağrın var mı?"
Sırtımın acısı bayılmadan önceki haline göre daha da hafiflemişti. Ama hâlâ dayanılmaz bir acıydı. Kafamı zaten saymıyordum. Boğazımı temizleyip konuşmaya başladım.
"Biraz var. Başım hâlâ ağrıyor, sırtımda aynı şekilde." dedim uyumaktan ve çığlık atmaktan dolayı çıkan pürüzlü sesimle. Kafasını onaylarca sallayıp Cihan'a döndü ve konuşmaya başladı.
"İzninizle muayene etmem gerekiyor." dedi bir yandan da çantasından gerekli şeyleri çıkarırken.
Cihan ikimiz arasında gözlerini dolaştırıp şüpheyle baktı. Sonra kafasını onaylarca sallayıp çıktı. Normalde pansuman için Cihan'ın tanıdığı doktorlar beni muayene ederlerdi. Karşımda duran bu kadını ilk kez görüyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sonsuz Karanlık
AksiBen, özgürlüğü kısıtlanmış bir güvercindim. Ben, şiddet gören bir kadındım. Ben, babası tarafından satılmış küçük bir kızdım. En önemlisi de ben, hayalleri ve umutları olan bir insandım... Fakat artık sonsuz karanlığa mahkum edilmiştim ve buradan...
