Sevgili patronum Kim Jongin'in beni araması tatilimin ikinci günü, yani haftasonunun ilk günü gerçekleşti. Bir anda telefonumda kayıtlı olmayan bir numara tarafından aranmak şaşırtıcıydı, açtığımda karşılaştığım sesin Jongin'e ait olması şaşırtıcıydı, zamanlaması şaşırtıcıydı fakat tüm bunların dışında asıl şaşırtıcı olan Jongin'in beni aramış olmasıydı.
Tabii haftasonumu ilginç kılan tek olay bu değildi, gerçekten beklemediğim şeyler yaşandı.
En başından anlatmam gerekirse, ki bence gerekiyor, cumartesi sabahına Tao ile birlikte, salonda, çizgifilm izleyerek başladık. Yani daha çok ben izliyordum, Tao ise tekli koltuklardan birine oturmuş sınav kağıtlarını okuyordu.. Bir yandan Kaptan Yosun'a kahkahalarla gülerken bir yandan da, haftasonunu bile çalışarak geçirdiği için onun haline üzülüyordum. Kanepenin üstüne sere serpe uzanmış uzun bir süreden sonra sonunda kavuştuğum rahatın tadını çıkarıyordum. Hiç kimse keyfimi bozamazdı. Bazı şeyleri düşünüp, onlara göre hareket etmem gerektiğini biliyordum fakat içimden düşünmek dahi gelmiyordu. Tüm düşüncelerim beynimin en derin noktalarına gömülmüştü sanki, ve ben televizyon izleyip gülmekten başka bir şey yapamıyordum, bu iyi miydi yoksa daha sonra götümde patlayacak mıydı çözemiyordum bile.
Ben de boşverdim, tıpkı diğer her şeye yaptığım gibi. Gelecekte ne olcağını o zaman düşünebilirdim. Şimdi anın tadını çıkarmalı yani flapjack izleyerek keyfime bakmalıydım.
Amber odasından, yanında geçen gece yiyiştiği kızla çıktığında sonunda gözlerimi ekrandan ayırabildim, onu Anthemis ile beraber kaldığı odaya sokması bile sinirlerimi bozsa da diyebileceğim hiçbir şey yoktu. Evet ona birilerini bulmasını ben söylemiştim fakat kalkıp da bunu Anthemis'e saygısızlık yaparak gerçekleştirmesi sinir bozucuydu. Ve bahsettiğimiz kişi de Amber'dı, söz konusu Anthemis olduğunda mantık denen şey resmen firar oluyordu.
Tao da sonunda kafasını sınav kağıtlarından kaldırıp onlara bakmaya başlamıştı. Bakışlarından bir şeyler anlamak için verdiğim uğraş boşunaydı. Sadece ciddi duruyordu ki bu da her zamanki haliydi. Sonunda hiçbir yorum yapmadan kafasını tekrar önündeki kağıtlara gömüp işaretlemeler yapmaya başladı. Bense yüzsüzse bakmaya devam ettim. Amber ellerini kızın beline sarmıştı, kız Amber'dan uzundu ve gülüşü bile iğrençti. Güzellik bakımından demiyordum, kız güzeldi fakat yüzünde onu iğrençleştiren bir samimiyetsizlik vardı. Anthemis'in aksine, o her zaman melekleri andırırdı..
Amber sonunda ellerini kızın belinden ayırıp bize doğru döndü, "Çocuklar." dedi hafifçe sesini yükselterek. Ben doğrudan ona baksam da Tao dönmeye tenezzül etmemişti.
"Yeni kız arkadaşım Helena." Amber yapmacık bir heyecanla kızı bize tanıttı. Onu senelerdir tanıyordum, ona dair gerçek olan ne varsa bilirdim, yani şu anda tamamen sahteydi.
"Aslına bakılırsa adım.." dedi kız hafif hayal kırıklığıyla. Fakat Amber, hiçbir rahatsızlık belirtisi göstermeden, kızın sözünü kesti.
"Siz Helena olarak tanıyın, ben de ona böyle sesleniyorum."
Bu sahneyi bir kere daha yaşamıştım, fakat o biraz daha farklıydı. Amber'ın Anthemis'i eve getirdiği ilk gündü. Anthemis, biraz utangaç, biraz korkmuş, biraz mahçuptu. Tm bunlara rağmen, tedirgin bir şekilde bize gülümsediğinde hepimiz bunun gerçek olduğunu biliyorduk. Amber, bize onu Anthemis diye tanıttığında o da gerçek ismini söylemek için harekete geçmiş fakat Amber onu da engellemişti. O zaman Amber'ı siktir edip ona gerçek adını sormadığım için, beraber yaşadığımız o kadar zaman boyunca gerçek ismini merak etmediğim için pişmandım.
"Buraya taşınamaz." Tao keskin bir ses tonuyla söylediğinde ona döndüm bu defa, kafasını kağıtlardan kaldırmadan söylemişti bunu. Amber'ın amacını tabii ki de anlamıştı, ikinci aşama kızın buraya taşınması olacaktı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Secrets // sekai
Fanfiction"Ağzın da baya bozukmuş." dedim hiç istifimi bozmadan. "Bir de eğer beni şu anda öpmeye niyetlendiysen, hala dişlerimin arasında kusmuk parçaları var ona göre hareket et." *Sır Tutabilir misin?* kitabından uyarlamadır.
