Eğer kusmak bir ibadet şekli olsaydı ben kesinlikle cennette arsa sahibi olmayı garantilemiştim.
Öte yandan eğer Jongin gözleriyle birini öldürme yeteneğine sahip olsaydı, şu an o arsama kat çıkıyor olurdum. Tanrıya şükür ki yok öyle bir şey..
Yaklaşık bir buçuk dakika süren kusma eylemim son bulduğunda ikimiz de gözlerimizi yere dikmiştik. Hala kollarımız birbirine kenetli fakat adımlarımız gerilemişti. Jongin önce koskocaman açtığı gözleriyle bana baktı, ardından şoka girmiş yüzünü tekrar ayakkabılarına yöneltti. Doğrusunu söylemek gerekirse manzara hiç de iç açıcı değildi.
Ben olayı en az hasarla atlatan taraftım, geçen ay ikinci el bir mağazadan satın aldığım new blance spor ayakkabılarımda sadece birkaç damla leke vardı, pantolonum olayı zarar görmeden atlatmıştı. Jongin ise, bakmak bile istemiyordum. Ayakkabıları kusmuk denizinde yüzüyormuş gibiydi. Manzara kesinlikle berbattı, ayakkabılarının tamamı ve pantolonun paça kısmı felaket haldeydi.
Ve o an önümdeki görüntüye daha fazla bakmaya dayanamayıp bir kere daha kustum, bu defa az önceki kadar uzun sürmemişti. Fakat artık emin olduğum bir şey vardı, gözlerine gerek yoktu Jongin beni elleriyle öldürecekti.
"Sen..." Jongin sonunda kollarını kollarımdan çekip bir adım geri attı, konuşamayacak kadar şoktaydı o an. Bir bana bir de yerdeki görüntüye bakıp duruyordu. Kaşlarını çatmış, dudaklarını birbirine bastırmıştı.
"Sen ne yaptığını zannediyorsun?!" diye bağırması kesinlikle beklediğim bir şeydi, fakat yine de birkaç adım gerilemekten kendimi alamadım. Seslice yutkunup boğazımdaki acının geçmesini bekledim. Sesimi çıkarabilmekten çok uzaktaydım, ağzımı açsam tekrar kusacakmışım gibi hissediyordum.
Jongin derin derin soluyup yumruklarını sıkıyordu, kesin beni öldürecekti. Tanrım, sanki ne yapmıştım. Altı üstü ayakkabılarına kusmuştum işte. Bunun yüzünden beni öldürmek istemesi saçmaydı. Yani, bilemiyorum belki de öldürürdü, aman Tanrım resmen hayati tehlikem vardı!
"Burada." dedi Jongin işaret parmağını tehditkar bir havayla kaldırıp, "Burada bekle. Sakın kıpırdama! Üzerimi değiştirip geliyorum."
Hızla kafamı sallayıp onu onayladım, yok canım ne bir yere ayrılması. Salaktım ya ben!
Jongin'in yürümeye başlamasıyla ben de küçük adımlar atmaya başladım, amacım o bardan çıkar çıkmaz koşarak oteli terk etmekti. Gerekirse gecenin bir vakti eve koşarak giderdim, Kim Jongin'in gazabından kurtulmak buna değerdi Jongin barın kapısına ulaşınca adımlarımı biraz daha hızlandırdım, kirlettiğim bölgeyi yarım bir daire çizerek geçip koşma pozisyonu alacaktım ki Jongin anlamış gibi arkasını döndü. Ve işte bittiğim an buydu. Yakalanmıştım.
Hemen kaçma planımı gözden geçirdim.
Jongin çıkışı kapatıyordu, o tarafa gidersem yakalanırdım. Koskoca barda başka kapı aramaya başladım, lanet olsun ki yoktu. Lanet olsun ki Jongin üzerime doğru geliyordu ve yine lanet olsun ki kaçacak hiçbir nokta bulamıyordum. Jongin hızlı adımlarla üzerime doğru gelirken ben sıkışıp kalmıştım. Yine de pes etmek gibi bir niyetim yoktu, kaçacaktım. Bu yüzden boş barın içinde amaçsızca koşmaya başladım.
Henüz birazcık mesafe alabilmişken Jongin'in tam arkamdan adımı bağırdığını duydum, tek yaptığım barın içinde daire çizerek koşmaktı. Resmen ben Jerry'dim Jongin de beni yakalamaya çalışan Tom. Bir yandan koşuyor bir yandan da yüksek sesle Tanrıya dua ediyordum.
Barın içinde ilk turumu tamamlamak üzereyken bir anda havalandığımı hissettim. Ben daha ne olduğu anlamadan midemde bir baskı oluştu ve tepetaklak ters döndüm. Jongin sonunda beni yakalayıp omzuna atmayı başarmıştı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Secrets // sekai
Fiksi Penggemar"Ağzın da baya bozukmuş." dedim hiç istifimi bozmadan. "Bir de eğer beni şu anda öpmeye niyetlendiysen, hala dişlerimin arasında kusmuk parçaları var ona göre hareket et." *Sır Tutabilir misin?* kitabından uyarlamadır.
