28

10.3K 1K 325
                                        

Bu yugyeum got7 yugyeom değil gençler ya o tatlış surattan kötü karakter mi olur akshlakjjsld











Bir zamanlar o hiç sevmediğim fakat entel görünebilmek adına okumaya başladığım kişisel gelişim kitaplarından birinde 'sorunlar bizim bilgeliğimizi ve cesaretimizi ortaya koyar' yazıyordu. Bilge değildim, cesur hiç değildim fakat lanet olsun ki tonlarca sorunla karşı karşıya kalıyordum. Annemin Jongin'i sevgilim zannetmesi ise o günki sorunlarından sadece bir tanesiydi. Yüzünde midemi bulandıran umut dolu bir gülümse vardı, göz bebekleri kalp şeklini almıştı. Sonunda kedi olalı bir fare tuttuğumu düşünmesinden ileri gelen bir sevinçti bu herhalde, her şeyde başarısız olan Oh Sehun dünya yakışıklısı bir erkeği ağına düşürmüştü, aman ne güzel. Babam bile memnun bir ifadeyle bizi izliyordu.

"Anne!" dedim tekrar. "Bay Kim erkek arkadaşım falan değil, patronum. Şirketimizin kurucusu Kim Jongin o."

Ve her şeyin bir tokat gibi yüzüme çarpması tam da o an gerçekleşti, hırsla anneme Jongin'in erkek arkadaşım olmadığını söylediğim anda bazı şeylerin farkına vardım. Hatta evreka diye bağırmayı bile düşündüm fakat bunun aslında tam bir evreka anı olmadığını düşünerek bundan vazgeçtim. Çünkü zaten biliyordum, hani şu romanlarda bahsedilen ilk görüşte aşk olayıydı belki de ya da demirin mıknatısa olan apansız çekimi falan, pervanelerin ışığa doğru yönelmesi. Her nasıl tanımlamam gerekiyorsa artık bunu biliyordum, sadece fazla düşünmemiştim. Jongin aklımı o kadar çok kurcalıyordu ki içimde ona karşı oluşan hisleri onun yüzünden göz ardı etmiştim. O an ise bunu daha fazla sürdüremeyeceğimi anlamıştım. Evet anneme Jongin'in erkek arkadaşım olmadığını söylemiştim fakat sorun şuydu ki Jongin'in erkek arkadaşım olmasını istiyordum. Tüm o berbat anların yaşanmamış olmasını ve o an annemlerin karşısına ellerim Jongin'in ellerine kenetli bir şekilde çıkabilmiş olmayı her şeyden çok istiyordum. Bu gerçek beni sersemletiyordu. Jongin, muhteşemdi. Kelimenin tam anlamıyla eşsizdi ve ben onu seviyordum. En başından kendime itiraf etmeye bir türlü fırsat bulamadığım ve saçma sapan davranarak olayları daha da çıkmaza sürdüğüm için tam bir salaktım. Onu seviyordum işte bu kadar basitti. Her seferinde ona çekiliyor, yaptığı şeyler canımı ne kadar acıtırsa acıtsın çareyi onda arıyordum.

Birkaç saniye bakışlarımı boşluğa diktim, onu seviyordum, ona aşıktım. Her şeye rağmen kendimi onun kollarına atmak istiyordum. Bunu yokuşa sürmenin bir anlamı var mıydı? Bilmiyordum. Beni tekrar incitecek miydi? Muhtemelen. Hayatında başka birisi var mıydı? Evet. Fakat tüm bunlara rağmen onunla olmak istiyordum, bu normal değildi fakat ben zaten ruhen normal değildim.

Hızla arkamı dönüp Jongin'e baktım, göz alıcıydı. Geçtiği yerlere yıldızlar saçıyordu adeta. Parıldıyordu ve beni istiyordu. Bunu defalarca söylemişti değil mi beni istiyordu, tüm o saçma hareketleri bu yüzden yapmıştı.

O an annemleri umursamadım, şirketteki herkesin orada olduğunu umursamadım. Sadece Jongin'e baktım.

"Neden gittin?" diye sordum olabildiğince sessiz bir şekilde. Bunun cevabını almalıydım o an. "Bana söz vermiştin, sabah uyandığımda yanımda olacaktın ve sen gittin. Neden?"

"Mecburdum." Jongin birkaç saniye gözlerini etrafta gezdirdi. Küçük bir adım atarak bana daha da yaklaştı. O an herkesin bizi izlediğine adım gibi emindim. "Yemin ediyorum Sehun, mecburdum."

Yavaşça başımı salladım. Gözlerinde bir türlü adlandıramadığım bir ifade vardı, doğruyu söylediğini biliyordum fakat yine de içim tarifi imkansız bir yangınla kavruluyordu. Telefonda konuştu şu Soo denen kişi ne kadar önemliydi de çağırır çağırmaz koşarak ona gidiyordu bir türlü anlayamıyordum.

Secrets // sekaiHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin