13

5K 286 88
                                        

Güneş ışınları usulca camdan süzülerek Taehyung'un pürüzsüz esmer tenini süslüyordu. İnce, kırmızı dolgun dudakları aralanmış, siyah dalgalı saçları dağılmış, beceriksizce yastığın üstüne dökülmüştü.

Jungkook elini kafasının altına koyarak üstten Taehyung'un yüzünü hayranlıkla incelemeye devam ederken Taehyung gözlerini hafifçe açarak kendine geldi. Jungkook, Taehyung'un uyandığını görünce kalkmaya çalıştığı sırada ince belini saran eller ile kendini Taehyung'un üstünde buldu.

Taehyung, Jungkook'un şaşkınca açılan dudaklarına kocaman bir öpücük bıraktı. Jungkook'un tüm kanı yanaklarına yükselmeye başlarken kalkmak için hareket edeceği sırada belindeki eller daha da sıklaştı.

"Günaydın." Taehyung'un sesi yeni uyandığından dolayı kalın çıkmıştı.

Jungkook kızaran yanaklarını düşünmeyi bırakarak, "Günaydın," dedi.

Taehyung'un elleri Jungkook'un saçlarında geziniyor, ardından beline inerek bel boşluğunu okşayıp kendine doğru çekiyordu. Jungkook hafifçe kıpırdayarak, "Biraz daha uyumak istiyorum, sevgilim," dedi.

Taehyung hafifçe gülerek, "Uyu sevgilim, saat daha erken zaten," dedi.

---

Jungkook bir adam tarafından kolundan tutulup sürüklenerek boş bir ara sokağa doğru çekiliyordu. Gözlerinden akan yaşlarla beraber kolunu tutan takım elbiseli adama yalvararak, "Bırak beni lütfen! Bırak!" diye delicesine bağırıyordu.

Köşeyi döndükten sonra Jungkook, karşısında gördüğü beden ile olduğu yerde donup kalmıştı. Taehyung dizlerinin üzerine çökmüş, elleri arkadan bağlıydı. Ağzındaki bantla konuşmaya çalışıyordu. Jungkook'un ağlaması daha da hızlanmış, nefes almayı unutmuş gibi hıçkırıyordu.

"Taehyung..."

Çatlayıp kanayan dudaklarından sevdiği adamın ismi dökülürken ona doğru gideceği sırada takım elbiseli bir adam cebinden çıkardığı silah ile Jungkook'u şaşkınca olduğu yerde kalakalmıştı.

Adam hızlıca Taehyung'un ağzındaki bandı çekip çıkararak, "Ölmeden önce son sözlerini söyle, bay tuvalet," dedi.

Taehyung karşısında ağlayan sevgilisine sarılıp onu içine sokmak istiyordu. Dağılan saçlarını elleriyle düzeltip kurumuş çatlayan dudaklarını ıslatmak istiyordu. Ondan ayrılmak istemiyordu.

"Oğlumuz..."

Taehyung ağlayarak kafasını önüne eğdi. Jungkook kendine gelerek Taehyung'a doğru koşmak istediği sırada kolunu tutan adam ona engel olmuştu.

Jungkook, "Bırak beni! Sevgilimin yanına gideceğim!" diye haykırdı.

"Jungkook..."

Taehyung çatlayan sesiyle tekrar konuşmuş, kafasını kaldırarak sevgilisinin gözlerine son kez baktı.

"Jungkook, güzelim, biricik sevgilim, hayat arkadaşım, ses tonuna aşık olduğum, oğlumuzun güzel babası... Oğlumuza iyi bak. Benim eksikliğimi ona hiç hissettirme olur mu? Benim için bunu yapar mısın, canım sevgilim? Onu sakın üzme, hiç kırma; o senin gibi çok kırılgan birisi, sevgilim. Oğlumuz sana, sen de Tanrı'ya emanetsin, güzeller güzeli sevgilim... Seni seviyorum."

"Hayır! Hayır! Sevgilim, hayır!"

Adam silahın tetiğini çekip beklemeden Taehyung'un beynini dağıtmıştı. Jungkook titreyen bacakları ile yere çökerek çığlık çığlığa ağlıyor, ellerini taşlı yere vuruyor, onları kanatıyordu...

"Jungkook! Uyan, güzelim!"

Taehyung, Jungkook'un omuzlarından tutarak onu uyandırmaya çalışıyordu. Jungkook titreyerek gözlerini açtı ve karşısında Taehyung'u görünce tanrıya içinden binlerce şükür etti.

Jungkook kollarını Taehyung'un boynuna sararak yüzünü gömdü. Gözyaşları Taehyung'un üzerindeki tişörtü ıslatıyordu.

Jungkook hıçkırarak ağlıyordu. Taehyung bir eliyle Jungkook'un sırtını okşuyor, diğer eliyle saçlarını yavaşça okşuyordu. "Tamam, sakin ol sevgilim. Sadece kabustu," diyerek onu sakinleştirmeye çalışıyordu.

Jungkook kafasını kaldırarak kızaran gözleriyle Taehyung'a baktı.

"Ben seni kaybedeceğim diye çok korktum, Taehyung. Sen ölüyordun. Hem de gözlerimin önünde," dedi ve yeniden ağlamaya başladı.

Taehyung, Jungkook'un ağlamaktan kızaran dudaklarını öpmeye başladı. Jungkook da çok geçmeden karşılık verdiğinde Taehyung, onu yatağa yatırarak üzerine eğildi, belini okşuyordu. Nefes nefese kalan iki beden geri çekilerek birbirlerinin şişen dudaklarına baktı.

"Ben iyiyim, güzelim. Ben senden hiç ayrılmayacağım. Beni sevmesen de, benden nefret etsen de ben senden hiç gitmeyeceğim, sevgilim..."

"Seni seviyorum, Taehyung."

"Ben de seni seviyorum, canımın en güzel parçası, canım sevgilim..."

-

"Evet! Hazırsak artık çıkabiliriz, oğlum."

Jungkook ile Taehyung yatakta biraz vakit geçirmiş, sonra da ağlayan küçük bebeğine bakmak için ayrılmışlardı. Keyiflice kahvaltı yaptıktan sonra Taehyung şirkete gitmişti ve Jungkook'a akşam biraz geç geleceğini, onu beklememesi gerektiğini söyleyerek evden ayrılmıştı.

Şimdi de Jungkook ve oğlu Taehyung'u ziyaret etmek için şirkete gideceklerdi. Jungkook ne kadar Taehyung'un şirketini merak ediyorsa, gitmek için artık bir bahanesi vardı.

Jungkook oğlunu kucağına alarak bahçesinin bir köşesinde korumalar ile sigara içip sohbet eden şoför Chen'in yanına doğru gitmeye başladı. Chen, Jungkook'un yanlarına doğru geldiğini görünce elindeki sigarayı yere atarak siyah ayakkabısı ile söndürdü, ceketinin önünü düğmeleyip Jungkook'un yanına vardı.

"Bir ihtiyacınız mı vardı, Bay Jeon?"

Jungkook kendisine "bay" diye hitap edilmesine şaşırmadan edemedi. "Biz Taehyung'un şirketine gideceğiz. Bizi götürür müsün?" diye sordu, gülümseyerek.

Chen de gülümsemesiyle karşılık vererek, "Tabii ki, Bay Jeon," dedi ve siyah arabanın kapısını açarak Jungkook'un binmesini bekledi.

Jungkook hızlıca kucağındaki oğlu ile arabaya binince Chen kapıyı kapatarak arabanın önünden dolaştı ve şoför koltuğuna oturdu...

Jungkook arabanın küçük camından Seul'un büyük yüksek binalarına bakıyordu. Bakışları kucağındaki oğluna kayınca, elindeki oyuncağı ile oynadığını görünce eğilerek saçlarına öpücük bıraktı. Araba yüksek bir binanın önünde durunca Jungkook geldiklerini anlayarak indi, kapıyı açan Chen'e teşekkür etti ve şirkete girdi.

Jungkook'un bakışları etrafı inceliyordu. Herkes koşturarak çalıştığını görünce kendisinin ne kadar şanslı olduğunu hissetti. İş için girdiği yerde hayat arkadaşını ve kendi oğlu gibi sahiplendiği bebeğe sahip olmuştu. Jungkook kendisine gülümseyerek yaklaşan kadını görünce etrafı incelemeyi kesti.

"Buyrun? Size nasıl yardımcı olabiliriz?"

Jungkook boğazını temizleyerek, "Ben Taehyung'un yanına geldim. Odası nerede acaba?" diye nazikçe sordu. Taehyung'un adını bile anması kalbini hızlandırmaya yetmişti.

Kadın yüzündeki gülümsemenin solacak gibi olduğunu hissetti. Genç kadın kızıl saçlarını hafifçe geriye doğru itti. Bakışları Jungkook'un kucağındaki bebeğe kaydı. "Neyi oluyorsunuz?" diye sordu.

Jungkook'un yüzünde küçük bir gülümseme oluşurken, "Sevgilisiyim," dedi özgüvenle. Jungkook, kadının yüzündeki gülümsemenin silinip gittiğine şahit oldu.

Kadın kendine gelerek, "Bay Kim şu an bir toplantıda. Daha sonra gelin," dedi. Kadının az önceki nazik davranışından eser kalmamıştı.

Jungkook kucağındaki oğlunu daha sıkı tutarak kaşlarını hafifçe çattı ve önündeki kadına bakmaya başladı. Tam ağzını açıp bir şey diyecekken, adını sevdiği adamın ağzından duymasıyla hızlanan kalbiyle arkasını döndü.

---
240626
(DÜZENLENDİ)

Babysitter | TaeKookBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin