Hafta sonu ve o gün de mektup alamamıştım. Hafta sonu bırakır belki diye düşünmüştüm ama sesi soluğu çıkmamıştı.
Sessizce okula adımladım. Bugün sadece bir dersimin olması işime gelmişti. İlk dönem diye çok sıkmıyorlardı sanırım.
Hyunjin yanıma geldiğinde beraber okula doğru ara ara konuşarak ilerliyorduk.
"Minho çok iyi fikrim var."
"Yine ne var aklında?"
"Çıkışta hemen gitmeyip bekleyelim bakalım o çocuk kimin nesi görmüş oluruz ne dersin?"
"Uğraşamam derim."
Hava yeterince kötü görünüyordu ve birkaç saate yağmur yağacağı kesindi. Boşu boşuna ıslanmak istemiyordum. O heves ettiyse ve ıslanmayı göze aldıysa bekleyebilirdi elbet.
Kampüse girdiğimiz andan itibaren çoğu bakış bana dönmüştü. Saçımın mor olması bu kadar mı dikkat çekmişti? Hyunjin'in saçı benimkinden daha açık ve dikkat çekiciydi oysa.
Ders başlayana kadar kafeteryaya geçmiştik. Kahve içip daha sonra derse geçecektik.
Sessizce kahvemi yudumlayıp dışarıyı izliyordum ki Hyunjin birden telefonunu gözüme sokmuştu.
"Minho şuna bir bak."
Telefonunu elinden alıp gösterdiğine baktım. Okulun dedikodu sayfasında yazılanlardı. Benim kampüse girerken ve kafeteryadaki bir fotoğrafım çekilmişti. Ben fark etmeden çekilmiş olmalıydı.
Biraz daha kaydırdığımda en fazla on dakika önce paylaşılmış isimsiz itirafları gördüm. Birkaçını okuyordum.
'Lee Minho o mor ve şekilli saçlarıyla istediği herkesi elde edebilir.'
'Bu çocuğu görene kadar erkeklerden hoşlanabileceğimi bilmiyordum!'
'Kot ceketinin kıvırışına aşık oldum sanırım. Ondan hoşlanıyorum.'
Elimdeki telefonu ona geri uzatıp kendi telefonumdan bakmaya devam ettim. Birkaç kişi beni o gönderilere etiketlemişti. Yorumlarda hesabımın adını soran çok oluyordu.
Telefonu sessize alıp kahvemden yudumladım. Ilınmıştı. Tadı kaçmıştı.
"Hyunjin ben derse gidiyorum. Keyfim kaçtı."
"Görüşürüz sonra."
Bir şey demeden çantamı sırtlayıp sınıfa girdim. Girdiğim gibi herkes bana bakmıştı. Sınıfta turuncu saçlı Minji vardı ama ona hiç böyle bakmamışlardı. Aldırmayıp herkesin kaçtığı en ön köşeye oturdum.
Sevilmeyen şeyleri sevme gibi tuhaf huylarım vardı. En basitinden mitolojiyi seven kimseyle karşılaşmamıştım Jisung dışında ama ben tapardım. Hitler'i de çok sevmeme rağmen ona olan bu sevgimi nerede belirtsem deli muamelesi görüyordum.
Zeki adamdı bana kalırsa ve ben zekadan hoşlanırdım.
Başlayan ders ile bakışlarımı bilgisayarını açan hocaya çevirip ben de bilgisayarımı açarak programa girdim. Kafa ütüleme saatimiz başlamıştı.
Bu sefer ders uzun sürmüştü ve sadece on beş dakika fazla işlememize rağmen başım çatlıyordu. Üniversiteye girmek kolay ama okumak zor diyenlere gülen ağzımı yüzümü eşek arıları soksaydı keşke.
Haklı çıkmıştım, fena bir sağanak vardı dışarıda. Hyunjin biraz aklını kullanabiliyorsa o çocuğu izlemek için kalmaz ve evine döner, o çocuk da zekiyse okulun önünde beklemezdi.
