Dersin bitmesiyle derin bir nefes aldım. Yaklaşan sınavlar yüzünden iyice stresteydim ve adam akıllı ders çalışamıyordum. Hiçbir şey yetiştiremiyordum. Jisung benim aksime düzenli bir şekilde çalışıp her şeyin defterlerce notunu tutarken ben daha hangi derse başlayacağımı bile bilmiyordum.
Sıkıntı içinde koridora çıktım. Dersim bitmişti ve Jisung'un dersinin bitmesine yarım saat vardı. Çıkışta onu bekleyeceğime dair mesaj atıp çıkışa doğru yürüdüm. Sabahtan beri beynim pelteye dönmüştü.
"Selam."
Başımı çevirip sesin geldiği yöne döndüm. Felix yanında Seungmin ve Jeongin ile beraber çıkışta bekliyordu. Jisung ile beraber dönecekleri için onu hep beklediğini söylemişti. Jeongin'den tarafa bakmadan yanlarına geçtim.
Cebimden çıkarttığım paketle beraber çakmağımı aramaya başladım.
"Beyler ateşi olan var mı?"
Jeongin ceplerini karıştırırken Seungmin bana baktı.
"Hayır ama geçen gün biraz vardı. Sonra Jeongin beni soğuk suya soktu ve geçti."
Tek kaşımı kaldırarak o ikisine baktığımda Felix bize arkasını dönmüştü. Jeongin'se Seungmin'in kafasına vurup bana çakmağı yakmıştı.
"Aldırma sen onu. Arada devre atıyor onda."
Başımı sallayıp kısa bir teşekkürle sigaramı içmeye başladım. Çevreyi izliyordum sessizce. Ne zaman boş bulunsam sokakları izlerdim. Hoşuma gidiyordu bir şeyleri fark etmek. Köpek seven iki kız, pazar sepeti taşıyan bir teyze, çaprazdaki lisede top koşturan çocuklar, geçip duran minibüsler...
Herkes kendi sorunları içerisinde bir şekilde yaşıyordu. Bir şekilde devam ediyorduk ama acı hep aynı yerdeydi. Acı azalmıyor ya da yok olmuyordu. Sadece onu koyduğumuz kap büyüyordu hepsi bu.
Gelen sesle arkamı döndüm. Dersi erken biten Jisung hızlı hızlı geliyordu. Ona da baktım uzun uzun. Seni seviyorum diyemem demişti, ben de diyemiyordum. Sadece şu haftada ufak şeylerle göstermeye çalışmıştım. Çikolata almış, bolca sarılmış, saçlarını okşamış, ara sıra yanağından veya saçlarından öpmüştüm. Dahası da vardı tabii.
Yanımıza geldiğinde çatık kaşlarına baktım. Bir dudaklarımdaki sigaraya bir de gözlerime bakıyordu. Onu az çok öğrenmeye başlamıştım artık. Sinirliyken dudaklarını birbirine bastırıp derince bir nefes verirdi, tıpkı şimdi yaptığı gibi.
Hışımla dudaklarım arasındaki sigarayı yere atıp sertçe ayağının altında ezmişti. Şaşırmıştım tepkisine. Jisung'un hep uysal yanını gördüğüm için bu hali yabancı gelmişti gözüme.
"Ne yapıyorsun Minho? Farkında mısın ne yaptığının?"
Kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalkmıştı. Ellerini önüne gelen saçları arasından geçirip sertçe gözlerime bakmaya devam etti.
"Annem de aynı böyle sigara içiyor. Ne kadar nefret ettiğimi sana anlatamam."
"Neden bu nefretin?"
Bakışları yumuşamış ve gözleri dolmuştu. Alt dudağı titrerken yavaş bir şekilde kollarını belime dolayıp başını göğsüme yasladı.
"Biliyor musun Minho içilen bir sigara insan hayatından bir buçuk dakika götürüyormuş. Sigara içmek yerine o bir buçuk dakikayı bana sarılarak geçirebilirsin."
İlk başta sinirlenmiştim birden alıp yere atmasına ve ona asıl sen ne yapıyorsun demek istemiştim. Kızmak üzereydim tam da ama yumuşamıştım. Bir daha içme diyebilirdi. İçersen konuşmam gibi şeyler diyebilirdi ama o sarılmamı istemişti.
