26

6 1 0
                                        

Sabah yanımdaki hışırtıyla açtım gözlerimi. Hafifçe esneyip yataktaki alanın imkan verdiği kadar kıpırdanarak gerindim. Üzerimde örtülü olan pikeyi ayağımla iterken bu kez duyduğum burun çekme sesiyle gözlerimi irice açarak yatakta doğruldum. Baktığımda Jisung'un elinde bir kitap vardı ve neredeyse yarılanmıştı. Gözlerini sildiğini görünce elini çekip ellerimle akan yaşları sildim.

"Bebeğim sabah sabah neden ağlıyorsun? Ne oldu bakayım?"

Başını iki yana sallayan beden kitabı kapatarak yastığın üzerine bıraktı. Ağır hareketlerle yaklaşarak kucağıma oturduğunda ellerimi hemen beline sararak okşamaya başladım. Küçük bebekler gibi yumruk yaptığı bir elini göğsüme yaslayıp başını omzuma gömmüştü.

"Kitap okuyordum sadece. Sonra çok duygulanıp ağlamaya başladım."

Söylediklerine kıkırdayarak beline biraz daha sardım ellerimi. Saçlarına küçük bir öpücük bırakarak derin bir nefes aldım ve sırtımı yatak başlığına yasladım. Ellerimi bacaklarına indirerek bedenini iyice çektim kucağıma.

"Minicik bir bebek gibisin Jisung. Böyle zamanlarda seni jöle gibi tek lokmada yiyesim geliyor. Duygusal küçük bir bebeksin."

Başını omzumdan kaldıran bedene bakarak gülümsedim. Yaşlı gözleri aralık perdeden vuran gün ışığıyla parlıyordu. Bir insan ne kadar sevebilir sorusunun cevabı kesinlikle benim Jisung'a olan sevgimdi.

Gözlerine bakarken büzdüğü dudaklarına kaymıştı gözlerim. Zerre umursamadım o an ailesinin evde olmasını. Usulca yaklaşıp dudaklarını öptüm kucağımdaki sevgilimin. Göğsümdeki elini yanağıma koymasıyla daha sıkı sarıldım beline. Bir elimi tişörtünün altından geçirerek elimin altındaki teni okşadım. Ellerim sıcak olsa da mırıldanmasıyla geri çekilip diğer elimi saçlarına attım.

"Bazı zamanlar seni yeme isteğimi durduramıyorum Jisung. Birgün bir bakmışsın midemdesin."

Gözleri kısılana kadar güldüğünde beklemeden küçük bir öpücük daha çaldım dudaklarından. Kollarım arasından çıkmasıyla dudaklarımı büzdüm. Daha fazla sarılıp öpmek istiyordum ama ailesi evde olduğu ve bizi bilmediği için dikkat etmem de gerekiyordu.

Elimden tutarak beni kaldırmasıyla sıkıca elini tuttum. Kapısını araladığında koridora bakmasıyla ben de hafifçe kapıdan dışarı çıkardım başımı. Kimsenin olmadığını görünce ellerimizi ayırmadan çıktık odadan. Banyoya girerek arkamızdan kapıyı kapattık aralık kalacak şekilde. Yüzümüzü yıkadıktan sonra mutfağa geçtik.

"Minho çay suyunu koyar mısın?"

Kapıyı kapatan bedenin söylediği şeyle gülümseyerek çaydanlığı aldım ve suyu açtım. Dolmasını beklerken ıslak bezle masayı silen Jisung'u izliyordum. Bakışlarımız kesiştiğinde dudaklarımı birbirine bastırdım ama o benim aksime kaşlarını çatmış ve ellerini beline koymuştu.

"Su taşıyor Minho. Önüne hiç bakmıyorsun ki."

Söyledikleriyle elimdeki ıslaklığı hissetmem bir olurken gözlerimi şaşkınlıkla açıp suyu kapattım. Fazla dolan çaydanlığı biraz boşaltarak kaynaması için yerine geri koydum. Bezi bana atmasıyla son anda yüzüme gelmek üzere olan bezi tutarak tezgaha bıraktım.

"Sen dolaptan verdiklerimi masaya yerleştir ben de eksikler neymiş ona bakayım bir yandan."

Arkasına geçerek onun gibi dolaba bakmaya başladım. Fazlasıyla dolu görünen dolaba bakarken ellerimi arkasından beline sarıp ensesini öptüm. Bakışları bana dönünce takındığı sahte sinir kahkaha atmama sebep olmuştu.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Feb 03, 2025 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

EpistleHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin