Takım giyecektim ama Jisung ve ben gergindik. Bu yüzden biraz atıştıktan sonra odaya sesimizi duyan büyükannesi girmişti. Onun söylemesi üzerine Jisung onu okulda ilk gördüğüm zaman üzerinde olan beyaz şeyleri tekrar giymişti.
Üzeri beyaz dirseklerine kadar olan bir üstken altında aynı şekilde beyaz bir pantolon vardı. İspanyol paça aşkını bırakmayarak beline siyah bir kemer geçirmişti. Kulağında küçük kırmızı küpeler vardı.
Büyükannesine takım olayını söylediğimde o da bana saçmalama demişti. Bu yüzden ben de beyaz bir tişört ve deri bir pantolon giymiştim. Her ne kadar Jisung oha diyerek giyersem katil olacağını söylese de büyükannesi bırak giysin çocuk demişti. Ben sadece köşeden ona dil çıkarmıştım.
Ucunda pırlanta tarzı küçük taşı olan bir kolye takıp küçük küpelerimi de taktıktan sonra griye dönen saçlarımı düzelttim. Normalde çok yapmayacağım bir şey olsa da Jisung zoruyla makyaj da yapmıştım. Dumanlı bir göz makyajı ve hafif bir kırmızı ruj dokundurmuştuk. Büyükannesi odadan çıktığında kapıyı kapatıp sırıtarak ona baktım.
"Hey Jisung."
"Efendim?"
Sırıtarak yerde oturup aynaya bakarak maskara süren Jisung'a yaklaşıp çenesinden tutarak başını bana doğru çevirdim. Dudaklarımı sıkıca dudaklarına bastırdığımda sadece öyle durmuştuk. Geri çekildiğimde gülerek ona baktım. Rujun rengi dudaklarına geçmişti.
"Ne yapıyorsun?"
"Baksana aynaya çok yakıştı."
Rujum gayet de bozulmamıştı ve renk ona da yakışmıştı. Bir miktar da olsa güldüğü ve gerginliğini alabildiğim için mutlu hissetmiştim. Sinir küpü olarak geziyordu etrafta. Kardeşiyle birkaç kez kavga etmişti hatta.
Telefonunun çalmasıyla hoparlöre alıp bir yandan da makyajını yapmaya devam etmişti. Ben de o sırada deri ceketimi arıyordum.
"Oğlum hazır mısınız?"
"Sayılır. Geldiniz mi?"
"Beş dakikaya kapıdayız."
"Tamam anne."
Telefonu kapattığı gibi oflayarak aynaya baktı. Gözlerine eyeliner çekmişti ve bu ona çok yakışıyordu. Makyaj yaptığı süre boyunca onu annesini izleyen çocuk gibi izlemiştim.
"Hadi Minho çıkalım."
Ceketimi giyip ayakkabılarımla ilgilenirken heyecandan elim ayağım dolaşmıştı. Bağcıklarım düğüm olduğu için fazladan gerilmiştim geç kalma düşüncesiyle.
Ama çok geçmeden Jisung bunu fark etmişti ve eğilerek ayakkabılarımı çözüp hızlıca bağladı. Neredeyse ağlayacaktım bağcıklar yüzünden. Gergin olan oyken ağlamak üzere olan bendim.
Hızlıca merdivenlerden inince kapının önünde bekleyen beyaz arabaya doğru yürüdük. Annesi arabanın yanındaydı. Yanına gittiğimiz gibi sarılıp öne geçti. Söz ettiği adam sürücü koltuğunda oturuyordu.
Bindiğimiz gibi adam arkasını döndü. Gayet de düzgün bir adama benziyordu ve çok güler yüzlüydü. İlk izlenim güzeldi bu yüzden anlamak için Jisung'a baktım. Yüzüne gülse de içten içe suratı sirke satıyordu.
"Merhaba çocuklar."
"Merhaba efendim."
"Merhaba."
Ben de ortama uymak için kısıkça konuştuğumda biraz toplanarak iyice sindim oturduğum yere. Benim aksime Jisung sırtını arkaya yaslayıp dimdik oturuyordu.
