Bu sabah gözlerimi erkenden açtım, hatta erken kelimesini açmak gerekirse, kısaca gece boyunca gözlerimin uzun vadede kapanıp kapanmadığını sorgulamam gerekecektir.
Uyuyamadım, aklımda Görkem vardı, ve oradan çıkmadı beni darmaduman etti, aklımı karıştırdı, yatakta aptal aptal sırıtığımı farkettim kaç kere, sağa döndüm olmadı sola döndüm, yine olmadı.
Onu antrenman günü ilk görüşüm, tren istasyonunda ki karşılaşmamız, Yakut'un doğum gününü organize ederken bana olan bakışları, geçen gece elimi tuttup beni kurtarması, " İçim rahat etmedi, geri döndüm" deyişi, markette göz göze gelişlerimiz, onun o içten bakışları, kulağımın arkasında hissettiğim o sıcacık nefesi, yirmi yıllık arkadaş gibi ettiğimiz o sohbet, beynimde bana oluruda olmazı da düşündürdü.
Sahi en yakın arkadaşımın abisinden olur muydu ?
Daha fazla bu düşüncelerle kafamı bulandırmaya dayanamayıp saate baktım yedi olmuştu, dışarı çıkmak için gayet makul bir saat diye düşündükten hemen sonra kalkıp spor kıyafetlerimi giydim. Biraz enerjimi atarsam onu düşünmeyi bırakırım diye düşündüm.
Çıkmak için hazır olduğumda kulaklıklarımı taktım.
Tam kapıdan çıkarken bana melul melul bakan Karabaşın peşime takılmasına izin verdim. Yanımda olunca kendimi daha güvende hissediyordum.
"Günaydın yiğidim, sessiz ol tamam mı, evden kaçıyoruz, hadi gel, sahilde konuşuruz."
Sahil boyu koşmaya başladım, hiç durmadan 15 dakika boyunca, koştum. Ne yazık ki eskisi kadar hızlı ve tempolu koşmaya cesaretim yoktu, bu sebepten dolayı da biraz yavaş koşmaya gayret ettim, yazın geçirdiğim krizden sonra, hayatımla ilgili bir çok şeye yetkililer tarafından kısıtlama gelmeden kendi hür irademle ritim düşürmeyi tercih ettim.
Doktor yaşadığım şeyin basit olmadığını söylediğinden beri korkuyordum, ben gelip geçici birşey sanarken, buradaki doktorların da konuyu hafife almamam gerektiğini söylemesi üzerine ciddiyetin farkına varmıştım. Kısıtlamaların hepsini uygulamasam da dikkat etmeye çalışıyordum.
Bizimkiler bu durumu bilse şu basit koşuya bile izin vermezlerdi.
Kafamı Görkem'e takmıyorum derken öte yandan hastalığımı düşünüp koşuyor olmam da akıl kârı değildi.
Sahil boyu koştuğum için sabah da olsa baya kalabalıktı, yürüyüş yapanlardan, koşan insanlara kadar adım başı insan vardı. Tatilde oluşumuz da bir etkendi tabi.
Bu saatlerde, yanlız olsaydım buralarda, asla koşmaya yeltenmezdim. Ama bunca insanın içinde korkmuyorum ve koşmak zevke dönüşüyor.
Karabaş'ın eşliğinde koşmak da baya keyifliydi aslında, ara sıra önümden, bazen de yanımdan koşuşturuyordu, adeta yarışıyorduk eskiden olsa onu geçerdim ama artık kaybeden hep ben oluyordum.
Sizi bilmiyorum ama ben sabah sabah kalkıp koşan insanların hayata karşı bambaşka bir bakışı olduğunu ve hatta başka bir dünyada yaşadığını düşünüyorum. Daha dinamik, daha ferah.
Koşarken, karşıdan gelen birini Görkeme benzetir gibi olduğumda aklımın bana oynadığı oyunlardan biridir diye düşündüm. Onu aklımdan çıkarmak için çıktığım bu koşuda yine onu düşünüyordum.
Bir bakışa bu kadar da etkilenilmez diye kendime kızarken karşıdan gelenin Görkem benzetmesi değilde halis mulis Görkem olduğunu fark ettiğimde durmakla ilerlemek arasında kaldım.
Geri dönsem mi diye düşünürken, aramızdaki fark gittikçe kapanıyordu, ve ben onu gördüysem o da beni görmüştür mutlaka diye düşündüm, zaten şu dakikadan itibaren dönsem ayıp da olur, kaçarım da yoktu, ama ben nasıl davranacağımı bilmiyorum ki...
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yinede Sevdik
RomanceÖlümün kıyısında bir kadın ve sevgisini bir silaha dönüştüren bir adam... "Ben seni sevdim! Öyle alelade değil, deli gibi...Adam gibi..." dedi sesi buz keserek. "Benden korkma diyordum ya...şimdi gerçekten korkmalısın." Kaçacak tek bir nefeslik ye...
