Öykü'den
Odadan çıktıktan sonra kafam karma karışıktı.
Abimin söylediği şeyler ve gösterdiği görüntülerden sonra, düşündüğümden çok daha karanlık ve rahatsız edici bir durumla karşı karşıya olduğumuzu hissettim.
Abim Yağmur'u o kadar çok sevmişti ve gözünde öyle bir yere koymuştu ki, onun tarafından aldatılmış olması, aslında onu perişan etmişti, onu ne kadar yanlış tanıdığını düşünmüş, tüm bağlarını tek seferde koparmayı tercih etmişti.
Buna rağmen, Yağmur'un böyle biri olabileceğine inanmakta zorlanıyorum. Onun böyle bir zihniyete sahip bir kız olmadığına ve bunu yapmayacağına neredeyse eminim.
Arkadaşımı çocukluğumdan beri tanıyorum ve neleri yapıp neleri yapamayacağını az çok biliyorum artık. Ancak abime de kızamıyorum, elindeki görüntülere inanması çok anlaşılır. Sonuçta Yağmur'u çok uzun zamandır tanımıyor.
Öte yandan, o adamın sürekli her şeyi fotoğraflaması içime hiç sinmiyordu, bana son derece yanlış ve rahatsız edici geliyordu. Bunu bilerek yaptığına o kadar emindim ki, bu şartlar altında Yağmur'dan şüphelenmemek neredeyse imkânsızdı.
Duyduklarımdan ve gördüklerimden sonra, abim her ne kadar gidip 'ona yetiştir diye anlatmadım' dese de, Yağmur'un abimin neden ondan ayrıldığını bilmeye hakkı vardı. Keşke abimle daha önce konuşsaydım da Yağmur gitmeden önce, konuşmaları için son bir şansları olsaydı.
Abimin onu bu kadar severken ondan ayrılmasını bir türlü anlayamıyordum. Haksız olduğunu düşünüyor, bu yüzden ona kızıyordum ve bugüne kadar bunun için hiçbir çaba göstermemiştim. Zira en yakın arkadaşımla sevgili olmaya çalışmasının başarısızlıkla sonuçlanması, bizim aramıza da bir kara kedi girmesine sebep olmuştu.
Sözde ayrılmış olsalar da kalpleri hâlâ birbirine aitti. Bunu ikisinin de gözlerinde görmüştüm.
Yağmur her ne kadar kestirip atsa da, abimin içinde konuşulmamış sözlerin peşine düşme isteği vardı. Her şeyi bu hâle getiren oydu, toparlamak için biraz çabalaması fena olmazdı.
Onu, kendi kendine senaryolar kurmak yerine, gidip doğrudan muhatabıyla konuşmaya yönlendirdim. Komplo teorileriyle oyalanmasının kimseye bir faydası yoktu.
Asıl sorun, eğer Yağmur'un yanına gitmek isterse, ona verdiğim söz yüzünden abime adresini verip vermeyeceğimdi. Çünkü bazı gerçekleri yanlış anlatmak zorunda kalmıştım. Yağmur ona çok kızgındı ve nereye gittiğini bilmesini istemiyordu. Abimin, Yağmur'un Bosna'ya gittiğine inanacağını biliyordum. Ancak yaptıkları yüzünden ona Türkiye'ye gittiği bilgisini vermek istemedim. Önce kendi içinde bu karmaşayı çözmeli, aklıyla kalbini aynı noktada buluşturmalıydı. Ancak o zaman yanına gitmesi doğru olurdu. Şu an nerede olduğunu bilmemesi, bu aşk için belki de en hayırlısıydı.
Görkem benim abim olabilirdi ama Yağmur, kan bağımız olmasa da benim kız kardeşim gibiydi. Bana "sorarsa abine nereye gittiğimi söyleme" dediği an ona söz verdim annemlere iki gün Bosna da kalacak sonra Türkiye'ye gidecek demiştim, abimin kimseye gidip soru sormayacağını bildiğim için de, temelli orada kalacağını söyledim, ama aslında Türkiye'ye Erasmus yapmak için gitmişti.
Abime çok üzülüyordum. Sevdiği kadın tarafından aldatılmak zaten zor bir şeydi, bir de bunu ikinci kez yaşıyor olması onu derbeder etmişti..
Yine de, içimde bir yerde küçük bir kurt vardı. Ne kadar bastırmaya çalışsam da, aklımın bir köşesini kemirmeye devam ediyordu...
Yağmurdan..
Herkesten kaçıp Türkiye'ye gelmiştim. Babamlar beni havaalanında karşılamış, o an Fransada ki bütün karmaşa geride kalmıştı sanki. Yaz tatilimin geri kalanını ailemle, son bir aydır unuttuğum bir huzurun içinde geçirmiştim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yinede Sevdik
RomantikÖlümün kıyısında bir kadın ve sevgisini bir silaha dönüştüren bir adam... "Ben seni sevdim! Öyle alelade değil, deli gibi...Adam gibi..." dedi sesi buz keserek. "Benden korkma diyordum ya...şimdi gerçekten korkmalısın." Kaçacak tek bir nefeslik ye...
