Sonunda tatilin en çok beklenen durağına, Bodrum’a gelmiştik. Yaklaşık iki haftalık tatilimiz artık resmen başlamıştı. Otele vardığımızda epey geç olmuştu; uçağımız rötar üstüne rötar yapmış, otele giriş derken gece neredeyse bitmek bilmemişti. Herkesin gelir gelmez kendine göre önceliği vardı. Yatak kavgasını saymazsak; kimimiz hemen duşa girdi, kimimiz yerleşti, kimimiz aileleriyle konuştu, kimimizse sadece yatağa gömülüp uyudu.
Ertesi sabah erkenden uyanıp bikinilerimizi giymiş, kahvaltıya inmeye hazırdık. Açlıktan gözüm dönmüştü; çünkü dün akşam doğru düzgün hiçbir şey yiyememiştim. Güzel bir kahvaltıdan sonra oteli keşfe çıktık. Beş yıldızlı, her şey dâhil, devasa bir tesisti burası. Akşamları konserler, yarışmalar, açık hava eğlenceleri… Hepsine gitmeye karar vermiştik. Ama önce, bir senedir hayalini kurduğumuz plaj bizi bekliyordu.
Dört tane şezlongu kumlara dizdik. Dört diyorum çünkü her zamanki gibi farklılığını ortaya koyan Öykü, havlusunu kuma serip oraya yerleşmişti. Öykü zaten başlı başına ayrı bir karakterdi; dobra, yaratıcı, biraz kurnaz ama bir o kadar koruyucu. Bazen tam bir Türk annesi gibi pimpirikli, bazen de adrenalin tutkunu bir deli fişek. Ama Öykü iyiydi, özü sözü birdi. Onu tanıyan herkes severdi.
Biraz denizin tadını çıkarmanın vakti gelmişti. Hep birlikte suya atladık, deli gibi açıldık, dalgaların üzerine atladık, kahkahalar attık. Sonra yavaş yavaş sahile dönmeye başladık. Yakut’la ben çıkıp kurulanırken, birbirimize krem sürüp şezlonglara uzandık. Peşimizden Özlem de geldi.
Özlem, şezlonga uzanıp gözlüğünü takmış, bacaklarını çaprazlamıştı. Sanki dergiden fırlamış bir model gibi görünüyordu. Tam Yakut’la onun bu hâlini konuşuyorduk ki, arkasında bir adam belirdi. Salaş ama özenli giyimiyle dikkat çeken, tatilci değil de sanki buraların yerlisi olan biriydi. Bizim şaşkın bakışlarımızı fark eden Özlem, 'Ne oldu?' diye sordu. Adam ise parmağını dudaklarına götürüp sessiz olmamızı istedi, ardından gözlerini 'Kontrol bende' der gibi aşağıya indirdi.
"Ne oldu, birşey mi var ?"
Özlem arkasını dönmek üzereyken Yakut hızlıca atıldı:
"Yok bir şey, arkamıza birileri kuruluyordu da ona baktık."
Ama gerçekten merakımız iyice artmıştı. Birkaç saniye sonra Özlem’in gözleri bir çift eller tarafından kapatıldı.
"Bil bakalım ben kimim?"
Özlem’in yüzünde o an hiç görmediğimiz bir heyecan belirdi. Birden kıpır kıpır oldu ve hiç düşünmeden, neredeyse çığlık atarak:
"İnanmıyorum! Ertan, sen misin?!" dedi.
Adam da aynı coşkuyla, "Aşkım!" diyerek kollarını açtı. Özlem hızla yerinden fırlayıp onun kucağına atladı.
Meğer yıllardır adını duyduğumuz ama hiç tanışamadığımız sevgilisi Ertan’mış bu. Yaklaşık üç yıldır birliktelikleri vardı. Ancak Ertan Bodrumlu olduğundan sadece tatillerde görüşebiliyorlardı. Özlem’in bu tatilde ondan bahsetmemesi bizi biraz şaşırtsa da, açıkçası çok da kafaya takmadık.
Ertan uzun boylu, esmer tenli, kara gözlü, saçlarını sıfıra vurdurmuş yakışıklı biriydi. Yanılmıyorsam 27 yaşındaydı. Giyim konusunda'da zevkli olan adam altında İspanyol paça salaş bir şalvar, üzerinede beyaz oversize tişört giymişti. Boynunda deniz kolyesi, bileğinde bileklikler… Herkese yakışmaz ama ona çok yakışmıştı. Ayağındaki terliklerle bile bir havası vardı. Ayrıca Özlem’in daha önce bize dinlettiği besteleri hâlâ kulaklarımızdaydı; belli ki sadece görünüşü değil, yeteneği de güçlüydü.
Özlem kavuşma heyecanı biraz dinince bizi çağırdı:
"Kızlar, sonunda meşhur Ertan karşınızda!" dedi, gözleri ışıl ışıl gülerek.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yinede Sevdik
RomanceÖlümün kıyısında bir kadın ve sevgisini bir silaha dönüştüren bir adam... "Ben seni sevdim! Öyle alelade değil, deli gibi...Adam gibi..." dedi sesi buz keserek. "Benden korkma diyordum ya...şimdi gerçekten korkmalısın." Kaçacak tek bir nefeslik ye...
