Tanışalım

87 5 0
                                        

​Karşınızda duran bu aynaya iyi bakın. Orada, esmer teniyle tezat oluşturan yeşil gözleri parlayan, uzun kıvırcık saçları omuzlarından dökülen, 1.72 boyunda ve inceliğiyle zarif bir kız göreceksiniz. O kız benim: Yağmur.

Hayata asla küsmeyen, umudunu cebinde bir şeker gibi taşıyan ve uysallığıyla çevresine huzur veren o Yağmur.

​Aslında her şey bir "beşli" ile başladı. Ortaokulun o bitmek bilmeyen koridorlarında kurduğumuz, sarsılmaz ama mesafeli dostluğumuzla... Bizim kuralımız basitti: Sır paylaşmak, sır tutamamak demekti. Birbirimizi çok sevdik ama ruhumuzun en karanlık köşelerini kendimize sakladık. Belki de bu yüzden hiç kavga etmedik, çünkü birbirimizin yaralarına hiç dokunmadık.

O yıllarda hayatımın iki ritmi vardı: Basketbol potasından gelen o tok ses ve dans pistindeki özgürlük. Kazandığımız madalyalar sadece rafları değil, gururumuzu da süslüyordu.

​Derken o kritik eşik geldi: Lise son, tercihler ve gelecek kaygısı... Sonuç tam bir mucizeydi. İki arkadaşımla mimarlık fakültesine adımı atarken, diğer ikimiz hemen yan binadaki sinema bölümünü kazandı. Büyümüştük ama ayrılmamıştık. Bu bağlılığımız kimileri için imrenilecek bir tablo, kimileri içinse bir kıskançlık sebebiydi. Üniversitenin ilk yılındaki o yabancılık hissini, birbirimize tutunarak hızla aştık.

​Yaklaşık üç aydır 21 yaşındayım ve hayatımı Fransa’nın serin havasında sürdürüyorum. Boğaz ailesi olarak doğaya olan tutkumuz sadece bir hobi değil, isimlerimize kazınmış bir kimlik Doğu, Deniz, Yağmur, ve... her neyse. Babam Yaman ve annem Sedef ile kurduğumuz bu yuva, bizim sığınağımız.

​Bir de evimizin devasa neşesi var, Karabaş.
Bir Kangal köpeğini buralarda yetiştirmek, bir devin kalbini bir bahçeye sığdırmaya çalışmak gibi olsa da, o bizim ailemizin ayrılmaz bir parçası. Abim Doğu onu eve ilk getirdiğinde avuç içindeydi, şimdiyse bahçeye sığmıyor. Sahile yakın evimiz, onun özgürce koşabildiği tek kaçış noktası.

​Bizim evde herkesin yeri bellidir, ablam Deniz sırdaşım, aynadaki yansımamdır. Abim Doğu, huyumuzun ve suyumuzun bir olduğu, beni kız kardeşten ziyade bir "yoldaş" gibi gören dert ortağımdır. Annem günün yorgunluğunu mutfaktaki o nefis kokularla silen şifacımken, babam fikirlerine sığındığım, tavla tahtasında amansızca kapıştığım rehberim.

​Herkesin kendi emeğiyle ayakta durduğu, ideallerinin peşinden koştuğu, şirin ve huzurlu bir hayat bizimkisi. Ama benim küçük, tuhaf kaçışlarım da yok değil. Mesela sabahları... Sırf otobüsteki o zoraki "merhaba"lardan ve sabah sohbetlerinden kaçmak için okula yürürüm. Sessizlik benim sığınağımdır, ama doğru an geldiğinde kelimelerim bir baraj gibi taşar.

​Mutfak alışkanlıklarımız ise tam bir disiplin örneğidir. Bizim evde patates ve makarna, bayramdan bayrama uğrayan uzak akrabalar gibidir. Eğer sofrada bir kızartma varsa, "Annemin başına taş mı düştü?" diye birbirimize bakarız. Sebzenin her türlüsü baş tacımızdır, pırasaya ve lahana turşusuna bayılırım ama nedense lahananın diğer hallerine hep bir önyargıyla yaklaşırım. Yemediğim bir şeyin tadına baktığımda ise "Neden bunca zaman beklemişim?" pişmanlığıyla karışık bir mutluluk yaşarım.

​İşte ben buyum. Dışarıdan bakıldığında herkes gibi, sıradan ve mutlu. Ama şimdi, o her şeyin başladığı, anıların tozlandığı o günlere geri dönmek istiyorum. Hayatıma benim penceremden, bu kez daha yakından bakmaya hazır mısınız ?

Yinede SevdikBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin