Ellerinin içine aldın sanki kalbimi, hep senin sıcaklığın duruyor yüreğimde...
Erva başarmıştı, Sale başarmıştı ve ben giderek bir bilinmeze sürükleniyordum. Arel'in sevgisi beni öyle bir esir almıştı ki onu bulmaya çıktığım yolda kendimi kaybediyordum. Arel benim tanıdığım Arel değildi. Bana, hatta en yakın arkadaşı Taha'ya bile farklı davranıyordu, sınıftan soyut yaşıyordu. Ama şimdi yanımda gözlerini bana dikmiş, elinde kırmızı bir ajanda ile durarken bana eski Arel'i hatırlattı. Elimdeki kitabı bırakıp ona baktığımda parlak gözlerini gözlerimden ayırmadan karşıma oturdu.
"Anlamı ne?"
"Efendim? Hımm... Kitabın adı mı? Kafasını usulca salladı. "Gecenin sabaha en yakın olan zamanı..."
"Müjdeleyici gibi yani. Neyse bölmeyeyim, sen devam et."
Gözlerimi kırpıştırıp kafamı eğdim. Aynı cümleyi belki on kere okuduktan sonra kitabı tekrar kapattım. Hala bana mı bakıyordu? Kolaydı sanki o karşımda bana bakarken kitap okumak. Bakışlarını ayırıp elindeki ajandayı önüme bıraktı. Soran bakışlarımı fark etmiş olmalı ki açıklama yaptı.
"Aklıma geldikçe söz yazıyorum, onlar var içinde."
"Bakabilir miyim?"
"Yazımı okuyabilirsen al bak, okuyamazsan sorarsın."
Gerçekten berbat bir yazısı vardı. Sanki tüm harfler birbirine benzeme yarışına girmişti. Okumam için olmasa bile anlamam için dikkatli incelemeliydim. "Bugünlük bende kalabilir mi?"
"Imm... Peki kalsın. Yalnız ilk sayfadaki yazıyı okumazsan sevinirim.
"Tamam teşekkür ederim, yarın getiririm o zaman."
Arel'in kırmızı ajandası ile bir gece. İlk sayfayı es geçtim, zaten o karmakarışık yazıyı okumam neredeyse imkansızdı, söz kısmı biraz daha düzenliydi. Bazıları akla bir anda gelen basit yazılardı, ama çoğunluk derin, felsefik, anlamlı sözlerdi. Aklıma bir anda gelen bir fikirle elimde silgi, o karmakarışık yazıları temize çektim, beğendiklerimden bir kaçını da kendime yazdım. Hatta bir tanesini hiç unutmamak üzere aklıma:"Gerçek aşk, zarar vermeden sevebilmektir."
Ertesi gün tenefüste yanına gidip ajandayı uzattım.
"Okuyabildin mi?"
"Okudum, hatta çok beğendim."
"Sevindim. Yani sen şiirden, sözden anlıyorsun ya onun için." Ajandayı açıp sayfaları çevirirken, şaşkınca başını kaldırdı. "Yeniden yazmışsın, üstelik başındaki yıldızları bile düzeltmişsin."
"Evet çok uzun sürmedi."
Genişçe gülümsedi. Bir insan nasıl gülerken ışık saçardı ki ya da ben şimdi niye bunu düşünüyordum? "Sağol, ne diyeceğimi bilmiyorum."
"Sorun değil, tek söz yazan sen değilsin." deyip göz kırptım.
"Ooo iddaalıyız bakıyorum. Görmek isterim"
"Belki bir gün görürsün." Evet çoğunluğu sana olan gerisi sosyal konular olan şiir ve sözlerimi sana göstermem büyük çılgınlık olurdu. Tabi bunu ona söyleyemeyeceğim için, gülüp yanından uzaklaştım.
***
Ve merhaba soğuk, tanıyamadığım Arel. Bir gün içinde yine eski haline geri dönmüştü. Tamam artık bir şeylere son vermeliydim. Bu gelgitler ve soru işaretlerine daha fazla dayanamazdım. Yarıyıl tatiline çok az kalmıştı, katlanarak büyüyen sevgim bana gerçekten zarar veriyordu. Bunu artık Arel'in de bilmesi gerekiyordu. Kararımı verdim bir hafta içinde Arel ile konuşacaktım. Okulun son haftasına girmiştik, dersler boş geçiyordu, Arel ile konuşmama dört gün kalmıştı. Sale beni yanına çağırdı. Pencere kenarında bir köşeye oturmuştuk ki Semih, Erva ve Efil de gelip karşımıza dizildiler.
Sale Semih'e bakıp "Sen mi söylersin ben mi?" dedi.
Semih biraz düşünüp konuşmaya başladı. "Sana şimdi bir şey söyleyeceğim, ama üzülmenden korkuyorum. Söyleyeyim mi?"
Semih ve ciddi olmak, gerçekten şaşırtıcı. Demek ki konu önemli olduğunda bunu başarabiliyormuş. Gözlerimi Semih'e diktim. Ona göre her ne kadar narin, nazik biri olsamda bakışlarım ürkütücüydü. Yine aynı etkiyi yarattığıma emindim."Bak Semih konunun Arel ile ilgili oluğunu anladım. Söyle üzülmeyeceğim."
"Peki söylüyorum o zaman... Arel... Arel başka birini seviyor. Geçen gün konuştuk, yani daha doğrusu sevdiğini zannediyor, bir kaç kere anca görmüştür..."
"Tamam Semih sorun değil."
Sale'yi kaldırıp lavaboya koştum. Hayır şimdi ağlamayacaktım. Beni bekleyen uzun bir gece vardı. Zaten Arel'in dengesiz hareketleri yüzünden kaç gündür uykusuzdum, bir uykusuz gece daha geçirebilirdim. Arkamdan gelen kızlara gülümseyip "Sorun yok, sınıfa geçelim." dedim.
Eve gittiğimde bana iyi geleceğini bildiğim için Derin'i çağırdım. Birlikte bir süre konuştuk, birazda ağladık. Onun da aşktan yana pek şansı yoktu ve beni gayet iyi anlıyordu. Gitmek üzereydi ki birden bana döndü. "Rima, hani söyleyecektin ya, ne yapmayı düşünüyorsun?"
"Aşktan anlamayan birine gidip aşkı anlatamam. Hele aşkı çok basit sanan, görünüşe aldanan, tanımadan sevdiğini düşünen birine asla..."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
BEYAZ
Teen FictionGeçmişim, geleceğimdi... Gerçekten gelecek miydi, yoksa hep bekleyecek miydi? Rima ve Arel geçmişte aynı geleceği düşlerken, farklı geleceklerde geçmişin izlerini bulabilecek mi?