"Nereye gidiyoruz Tuna ya?" Ellerimi iki yana hırsla bırakırken kaşlarımı çattım. "Sabahın köründe de kaldırdın zaten."
"Ya hadi İnci az kaldı sızlanma lütfen." Kolumdan tutup önümde yürümeye devam ettiğinde olduğum yerde durup kolumu kendime çektim. "Ya bırak, bırak gelmeyecem ben. Hem doymadım da... Açım ben, yemek istiyorum."
Tek kaşını kaldırıp yüzünü buruşturdu. "Daha yirmi dakika önce yemek yedik yalan söyleme."
"Sana yalan borcum mu var benim? Eve götür beni yemek yiyeceğim."
"Of İnci ya... Sana romantiklik yapmaya çalışanda kabahat."
"Dağın tepesinde ne romantikliği acaba? Hem ben bilseydim beni buraya getireceğini daha karga şeyini yemeden kalkmazdım." Bakışlarım birden şaşkınlıkla yüzüne çıktığında gözlerimi büyüttüm. "Romantiklik mi?"
O bu halime göz devirirken tekrar kolumdan tutup bana arkasını döndü. "Hadi çiçeğim hadi. Şu cılız bedenim seni kucaklamak için çok yorgun, o yüzen bana yardım et ve şu tepeyi çıkalım artık."
Burnumdan nefes verirken sessiz bir kabullenişle peşinden ilerlemeye devam ettim. Uykum biraz olsun açılmış, kendime gelmiştim. Beni erken vakitte daha kahvaltı yapmadan kolumdan tutup buraya kadar getirmiş ve tek kelime etmemişti. Sorduğun sorulara bile cevapsız kalmış hatta konuşma gereği bile duymamıştı benimle.
Adımlarımız büyük tepenin ucunda yaylaya benzer bir alana geldiğinde durdu. Etrafta birbirine uzak tek tük evler ve şaşırtıcı derecede çok ağaç vardı. Şehre bu kadar yakın olup köye benzeyen bu yeri gördüğümde şaşkınlığıma engel olamamıştım ki daha ben ağzımı açmadan Tuna söze girdi. "Çok tuhaf değil mi? Sanki kilometrelerce gidip bir köye gelmişiz gibi." Sonra kolumu bırakıp karşıma geçti. "Gerçi yaşadığımız şehir de çok merkezi değildi." diyip kendi esprisine gülerken ben hâlâ etrafı inceliyordum.
"Gerçekten çok tuhaf," Etrafımda döndüm. "Ve güzel."
"Hadi gel." derken bu sefer kolumdaki elini elime indirdi. "Sürprizim var sana." Yüzümde saçma bir gülüş açarken peşinden ilerledim.
Önümüzde sıklaşan birkaç ağacı yavaş adımlarla geçtikten sonra küçük iki uzun kütüğün ve tahta masanın olduğu geniş bir alanda durduk. Tahta masanın üstü mavi bir örtüyle örtülmüş ve üzerinde bir termos, iki kupa ve gramafonla estetik bir havaya bürünmüştü. Ben şaşkınlıkla etrafa bakınırken Tuna bana dönmeden ilerlemeyi sürdürdü. "Buyur komşum." dediğinde yüzünde daha önce görmediğim bir gülüş vardı. Her zamanki halinden daha mutlu ve heyecanlı gibiydi.
Gösterdiği yere tıpış tıpış ilerlerken bakışlarımı yüzünden indirmeden masanın yanındaki uzun kütüğe oturdum. "Burası bizim için mi?" dedim şaşkınlığıma engel olamayarak.
Başını yana yatırıp burun kıvırdı. "Yok canım ne alaka, abine hazırladım burayı." Masayı işaret etti. "Nasıl olmuş? Beğenir mi sence?"
"Aman ne komik."
O benim tepkime gülerken benim aksine bütün pozitifliğiyle karşıma oturdu. Tek kelime etmeden termostaki çayı bardaklara doldururken kendi kendşme konuşuyordu. Ne dediğini anlamadığım için ona doğru eğilirken gözlerimi kıstım. "Senin yapacağın işin içine tüküreyim Ekin. Kırk yılın başı bir şey istedik onu da becersen şaşardım zaten."
"Bu Ekin o ilk tanıştığımız zamanlar apartmanı inleten Ekin'mi?"
"Hı hı..." Bardağın birini önüme doğru uzattı ve kendi bardağını avuçlarının arasına alıp geriye yaslandı. "Çocukluk arkadaşım kendisi."
Bende onun gibi bardağı avuçlayı başımı salladım. "Ee Tuna Bey, buraya kadar çay için gelmedik herhalde."
Dudakları kıvrılırken masanın yanına uzandı. "Gün gelir sadece çay için çıkarız ama şuan o gelecek olan günlerin temeli için çalışmam lazım."
Yüzümü buruşturup güldüm. "Ne?"
Bana cevap vermezken uzandığı yerden orta boy bir kutu çıkardı. Kutuyu masaya bırakıp beklemeden kapağını kaldırırken içinden plak çıkardı. "Tuna..."
"Çiçeğim." Gözlerimin içine bakıp gülümserken plağın ön yüzünü bana çevirdi.
Sezen Aksu'ydu.
Ben ona şaşkınlıkla bakarken o gramafona plağı yerleştirdi. Kısa bir süre sonra çıtırtılar eşliğinde şarkı ortamda yayınlırken ikimizde birbirimize bakıyor aynı anda şarkıya eşlik ediyorduk.
Bende zincirlere sığmayan o deli sevdalardan
Kızgın çöllerde rastlanmayan büyülü rüyalardan
Kolay kolay taşınmayan dolu dizgin duygulardan
Yalanlardan dolanlardan daha güçlü bir yürek var
Haydi gel benimle ol
Oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize
Ordaki sevgililer özenip birer birer
Gün olur erişirler ikimize
Haydi gel benimle ol
Oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize
Ordaki sevgililer özenip birer birer
Gün olur erişirler ikimize
Uzanıp yüreğimin ateşiyle yeniden
Yıldızları tek tek yakacağım
Sarılıp güneşlere sevgimizle göklerden
Mavi mavi taçlar takacağım ne olursun
Haydi gel benimle ol
Oturup yıldızlardan bakalım dünyadaki neslimize
Ordaki sevgililer özenip birer birer
Gün olur erişirler ikimize
Şarkı devam etmeyi sürdürdüğü sırada Tuna sakince yerinden kalkıp başıma dikildi. Bende ayağa kalkacaktım ki hareketlenmeme izin vermeden dizlerimin önüne çöktü. Gözlerimi şaşkınlıkla büyürken aklımdan birbir tilki dolanmaya başlamıştı bile.
"İnci," Boğazını temizledi ve başını yerden kaldırdı. Gözlerimin içine bakarken ellerimi avucunun arasına alıp gülümsedi. "Ben ne diyeceğimi bilmiyorum." Kesik kesik nefes alırken kıpırdandı. "Kaç gündür buna çalışıyorum." Derin bir nefes aldı ve tekrar bana odaklandı. Ben tek kelime edemezken erken uyanmanın verdiği algılama eksikliğinden midir bilinmez öylece bakmaktan başka bir şey yapmıyordum. "B-ben..."
"Sen?"
"İnci ben..." Yüzü kızarmaya başladığında nefes almakta zorlanıyor gibi bir hale büründü.
"Tuna iyi misin?"
"İnci ben," Kafamda çakan şimşekle kalp atışım hızını olduğundan daha yüksek seviyelere çıkardığında kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Ne demeye çalıştığını bu kadar geç anlıyor olmam tamamen benim salaklığımdı tabii ya. "Ben sen-" Cümlesini tamamlamasına izin vermeden avuçlarım yanaklarını bulurken bir anlık cesaretle sıcak dudaklarım onun gerginlikten üşümüş dudaklarını buldu.
Şimdiye kadar yaptığım onca şeyin telafisi onu bu durumdan kurtarmak ve hayatıma harika bir insanı almak olmuştu sanırım. Bundan asla pişman olamayacak olmam ve kalbimde yeşeren sevgisi beni kendisine benzetmişti. Ve ben asla bu durumdan pişmanlık duymayacağıma eminim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Kat 3 'Texting' (Tamamlandı)
Storie breviDaha önce okuduğunuz Tuna ve İnci'nin Kat 3'ü şimdi yeni haliyle burada🎉 Hikayeyi en başından uzun haliyle tekrar okumak isteyenleri buraya, hızlı okumak isteyenleri texting haliyle profilimdeki diğer hikayeye bekliyorum. *** Siz: Şu müziğin sesini...
