2.1

400 42 42
                                        

_________________

"Ne demek şimdi gidiyorsunuz?"

Jake'in babası ve kardeşi geleli yaklaşık 4-5 gün falan oluyordu. Aslında babasının önce gelip Kore'deki işlerini halletmek ardından da Jake'in yanına birkaç saatliğine uğrayıp dönmekti. Ama işin içine Taki karşısınca artı olarak birkaç dün daha kalmakta sorun görmemişti.

"Yeterince kaldık Jake. Ama söz veriyorum bir gün 3'ümüz birden geleceğiz seni görmeye, anlaştık mı?" Bay Sim elini oğlunun yanağına yaklaştırıp yanağını hafifçe okşamıştı.

Jake hızlıca Taki'yi hazırlarken babası da içeride arkadaşları ile konuşuyordu.

"Çocuklar hepinize gerçekten çok minnettarım. Jake'i ayırmayıp aranıza aldığınız için ve ona yardım ettiğiniz için cidden çok teşekkür ederim."

"Teşekküre gerek yok. Sonuçta arkadaşlar bunun için yok mu?" Adam en küçüğün söylediği lafa gülümsemiş ve gözlerini Jay'e çevirmişti.

"Ah ve Jay! Sana artı olarak teşekkür etmem gerekiyor galiba. En sıkışık dönemimizde bize yardımcı oldun. Ama merak etme en kısa zamanda borcumu öde-"

"Borç? Ben onu borç olarak falan vermedim. Hatta bunu Jake'e de söyledim. Sadece küçük bir iyilik olarak düşünün."

Bay Sim ne kadar bu duruma itiraz etse de en sonda kabullenmek zorunda kalmıştı. Galiba Jay'e karşı kimse kazanamıyordu.

Taki hazır olunca hep beraber aşağı inmişlerdi.

Jake ne Taki'den ne de babasından ayrılmak istemiyordu. Gerçi kim onun yerinde olursa olsun muhtemelen aynı hissederdi.

"Jake acaba artık Taki'yi bıraksan mı?"

Jake son kez  Taki'ye sarıldı ve kulağına doğru fısıldadı.

"Seni seviyorum miniğim." Bunun üzerine Taki hafifçe kıkırdadı ve "Ben de seni seviyorum." diyerek karşılık verdi.

Otobüs geldiğinde babası önce Taki'yi bindirmiş ardından da kendisi binmişti. Son bir kez oğlunun yüzüne bakmış ve el sallamış ardından da otobüsün kapıları kapanmıştı.

Otobüs hareketliğinde Jake'in içine tuhaf bir his oluşmuştu. Bu hissi nasıl tarif edebileceğine dair bir fikri yoktu. Bildiği bir şey vardı ki kesinlikle güzel bir his değildi.

Hepsi birden Jake'e üzgün bir biçimde bakıyordu. Ve hiçbirinin de ona dokunmaya cesareti yoktu. Çünkü sanki dokunurlarsa ağlayacakmış gibi bir hâli vardı.

"Jake~" Jay ona doğru adımını atmış ve yumruk yapmış olduğu elini tutarak onu kendine doğru çevirmişti.  Onun başını kendi göğsüne yaslamış ve ağlamasına izin vermişti.

"Jay..." Konuşup söylemek istediği çok şey vardı. Ama ne bunu dile getirecek gücü vardı ne de nasıl dile getireceğini biliyordu. Bu yüzden hiçbir şey söylemeden başını iyice Jay'in göğsüne gömmüş ve sessizce ağlamaya başlamıştı.

................................

"Ya bunlar bir saatir odada ne yapıyor?"

Jay ve Jake okula girdiklerinden beri odadan çıkmamışlardı. Ve nedeni bilinmez bir şekilde bu durum diğerlerini rahatsız etmişti.

"Jay bunun kanını emmiş olmasın? Açıkçası ben beklerim." demişti Niki gülerek.

"Jay ona hyung demediğini duymaz umarım. O zaman görürsün kanın kalıyor mu kalmıyor mu." Heeseung'un dedikleri ile Niki çenesini kapatıp susmuştu.

"O değil de hyung siz ikiniz ne ara sevgili oldunuz?" Jungwon Heeseung'a bakarak Sunghoon'u işaret ederek sormuştu.

"Çok uzun hikaye, boş ver sen şimdi bizi." diyerek kestirip atmıştı Sunghoon. Eğer böyle yapmasa muhtemelen ikisi de utançtan geberirdi.

"Niki, sen şu kilitli kutunun anahtarını versene ya bana. Hazır kan varken içeyim azıcık."  Kan da alkol gibiydi aslında onlar için. Bir alıştın mı içmeye gerisi su gibi akıp geliyordu.

"Rüyanda görürsün! Ben veririm sana şişeyi. Anahtara gerek yok."

"Niki  tanrı aşkına doğruyu söyle ne saklıyorsun o kutuda?" Kutunun içinde ne olduğunu en çok merak eden kişi kesinlikle Jungwon'du.

"Bence Niki'nin altınları var. Hatta Jay'den daha zengin ama bilerek saklıyor. YOKSA ELON MUSK'IN OĞLU X SEN MİSİN? Gerçi onda Japon kanı yok ama olsun."

"Biraz daha saçmala Heeseung hyung!" Niki ona göz devirip ayaklanmış ve odasına doğru adımlamıştı. Daha fazla onlarla konuşmak istemiyordu.

Giden Niki'yi umursamadan kafalarını aniden açılan kapıya dönmüşlerdi. Jay sonunda odadan çıkmıştı. Hepsi birden ayaklanıp yanına gitmiş ve nedensiz bir şekilde soruya boğmaya başlamışlardı.

"Aman sizde ne meraklısınız! Bir şey olmadı. Sadece biraz konuştuk sonra da uyudu zaten. Anladınız mı?" Jay onlara sinirli bakışını attıktan sonra ayağa kalkıp mutfağa doğru gitmişti. Aslında hâlâ bu okulun nasıl bu kadar büyük olduğunu anlayamıyordu. Hangi okulun içinde kalacak yurt olurdu? En azından o hayatı boyunca bunu ilk kez görmüştü. -Tabi çoğu öğrenci okulun yurdunda değil de dışarıda bulunan yurtta kalıyordu-

________________

"Jake hyung! Nasılsın?"

Jake ertesi sabah telefonunun çalması ile uyanmıştı. Kimin aradığını görene kadar içinden küfürler ederken telefon ekranında yazan ismi görünce tüm küfürlerini geri alıp sevinçle telefonunu açmıştı.

"Alt tarafı birkaç gün burada kaldın ve şimdiden bana hyung diyorsun ha? Minik bebeğim benim... İyiyim, sen nasılsın?"

"Ben de iyiyim. Ya diğerleri, Sunghoon hyung nasıl?"

Jake bunun üzerine sesli bir kahkaha patlattı. Sunghoon'un kızlar arasında popüler olmasına şaşmamalıydı artık.

"Hepsi iyi merak etme. Muhtemelen şu an hepsi uyuyordur zaten. Yani en azından yanımdaki şahıs uyuyor."

"Jay hyung? Sahi sen neden bana onun numarasını vermedin! Söz vermiştin vereceğine dair."

Ve böyle böyle tamı tamına 1 saat kadar konuşmuşlardı.

•Bölüm Sonu•

Benim yazı stilim değişmiş sanki? Son iki bölümdür öyle geliyor bana. Sizce?







Tamed-Dashed (Jayke)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin