Odadaki hareketlilik Jeongin'in gözlerinin açılmasına sebep olmuştu. Doğrulurken gözüne vuran güneş ışığıyla elini yüzüne siper etmişti. Ne kadar süredir uyuduğunu bilmiyordu ama gelen güneş ışığıdan en az altı saat uyuduğunu tahmin ediyordu.
Elini yüzünden çektikten sonra Hyunjin ile göz göze geldi. Çoktan üzerini değiştirmiş olan sarı saçlı adam arkasını dönüp yatağındaki valizi kapattı yere geri koydu. Oldukça yorgun hissediyordu. Uçak yolculuğundan beri bitmez bir baş ağrısı vardı ve uyumak da ona iyi gelmemişti.
Uyandığında odasında Jeongin'i görmeyi ise hiç beklemiyordu. Kardeşinin neden böyle yaptığını tamamen ayıldığında fark etmişti.
"Günaydın." demişti Jeongin sakin ve yeni uyandığı için hafif kalın çıkan sesiyle. Ayaklarını yataktan sarkıtıp vücudunu esnetmeye başladığında, "Günaydın." diye bir mırıltı duymuştu.
Telefonuna uzanıp saate baktı; saat öğleden sonra birdi. Bu saate kadar uyuyacağını düşünmemişti. Gerçekten yapılacak bir iş olmamalıydı ki bu saate kadar uyuyabilmişti.
"Herkes uyanık mı?" diye sorduğunda kafasını iki yana salladı Hyunjin. Odadan dışarı adımını atmamıştı ve diğerlerinden herhangi biri mesaj atmamış veya aramamıştı.
"Bana hep böyle soğuk mu davranacaksın?" Bu sefer sorarken yataktan kalkmıştı Jeongin. Sorusuna cevap beklerken kollarını göğüsünde birleştirmişti. Hyunjin'in ona bu kadar soğuk davranması hoşuna gitmiyordu.
"Aramızda patron ve çalışan ilişkisinden başka bir şey olmasına gerek duymuyorum. Arkadaş olacağız diye bir kural yok."
"Aramızda patron ve çalışan ilişkisi de yok, bilmiyorum farkında mısın. Sana dediğim herhangi bir şeyde beni öldürecek gibi bakıyorsun."
"Mesafe iyidir Jeongin. Seni gereksiz insanlardan kurtarır."
Sarışın adamın yanına doğru ilerledi Jeongin. Hyunjin ona doğru dönüp bakmamıştı bile. "Yoksa mesafeli davranmadığın insanlar güvenini mi sarstı?" dedi Jeongin alaycı bir şekilde. "Kıyamam sana."
Cümlesinin bitmesiyle kendini anlamadığı bir şekilde duvara yapışmış bir şekilde buldu. Sırtı acımaya başlarken Hyunjin'in bir eli de saniyesinde Jeongin'in boynunda yerini almıştı. "Benimle konuşma şekline dikkat edeceksin Jeongin. Beni kardeşimle sakın karıştırma."
Jeongin, yüzü nefessizlikten kızarmaya başlarken Hyunjin'in elini eliyle çekmeye çalıştı. Hyunjin'in elini gevşetmesiyle duvarla arasından hızlıca çıktı. Nefesi hala düzelmemişti ve bu yüzden sık nefes alıp veriyordu.
Nihayet kendine geldiğinde adeta alev saçan gözlerini Hyunjin'e çevirdi. Elleri arkasında birleşmiş bir şekilde onu izliyordu. Yüzünde
herhangi bir duygu yoktu ve bu umursamaz bakışları Jeongin'i daha da öfkelendiriyordu.
Yumruk yaptığı elini kaldırıp öne atılırken kapının tıklanmasıyla Hyunjin'in, Jeongin'in elini havada tutması bir olmuştu. Hyunjin'e göre Jeongin amatörden başka bir şey değildi.
"Hey! Uyandınız mı?"
Hyunjae'nin sesini duymalarıma rağmen ikisi de birbirine bakmayı kesmemişti. Jeongin'in öfkeli bakışları Hyunjin'in boş bakışları arasında kayboluyordu. "Bana zarar vermek için daha fazlasını denemen gerek." demişti Jeongin'in elini bırakırken. "Tabii bana zarar vermek sana nasıl bir şey kazandırır bilemem."
Hyunjin'den uzaklaştı hızlıca. Yatağının yanındaki telefonunu eline alıp odanın kapısına ilerledi. Kapıyı açtığında Hyunjae'nin gülümseyem suratıyla karşılaştı. "Uyanabilmişsiniz sonun-"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
blonde & brunette [hyunin]
FanfictionHwang Hyunjae ve Hwang Hyunjin; bu iki isim Los Angeles'ta yaşayanların aklına kazınacaktı. twinhyunjin! [hwang hyunjin x yang jeongin]
![blonde & brunette [hyunin]](https://img.wattpad.com/cover/351414153-64-k622818.jpg)