|2.0|

273 39 78
                                        

• Jeongin's POV•

Son iki gündür yaşadığım her şey, önceki aylar ve hatta yıllar boyunca çektiklerimi unutturacak türdendi. Aynısını Hyunjin için de söyleyebilirdim. Yüzündeki gülümseme eskisi gibi sahte değildi. Ona iyi gelen şeyin ben olduğunu bilmek ise bambaşka bir mutluluk hissiydi.

Felix ve Changbin'e her şeyin yolunda olduğunu belli eden kısa bir mesaj çektikten sonra telefonumu tamamen kapatmıştım. Benim iyi olup olmadığımı gerçekten merak edebilecek bir tek onlar vardı. Annem ve babam ise telefonumu kapatma sebeplerimin ilk sırasındaydı. Hyunjin'in telefonu da zaten başından beri kapalı olduğu için vaktimiz tamamen birbirimizle geçmişti.

"Hyunjae ve Yeji sana ulaşmaya çalışmış ve endişelenmişlerdir belki. Aramak ister misin?" diye sordum kafamı Hyunjin'in çıplak göğüsünden kaldırırken. Bir elim hala göğüsündeydi.

"Sen uyuduğun zamanlarda onlarla konuştum zaten. Ben de onlar kadar meraklanıyorum." Kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalkarken onunkiler çatılmıştı. "Niye şaşırıyorsun?"

Omuz silktim. "Pek önemsemediğini düşünmüştüm. Onlara karşı öyle davrandığın için." derken sesim sonlara doğru yavaşça kısılmıştı. Çünkü değişen bakışları onu tamamen yanlış okuduğumu belli ediyordu.

"Onları benden daha çok kimse önemseyemez Jeongin. Ben Hyunjae ile en büyük kavgamı ettiğimde bile ona göz kulak oluyordum." Gözlerini kaçırdı. "Onun haberi olmasa bile."

"Bence ilgilendiğini belli etseydin buna çok sevinirdi. Benimle dertleştiği için nasıl hissettiğini biliyorum."

Açık ve dürüst bir şekilde düşüncelerimizi paylaşmamız hoşuma gidiyordu. İkimizin de arasında hiçbir duvar kalmamış gibi hissettiriyordu. Tek olumsuz yanı sayısız bir şekilde tartışmamızı sağlamasıydı. Ancak en sonunda kolları arasına girdiğim sürece büyük bir sorun sayılmazdı.

Sırtını yatak başlığına yasladı ve kalçalarımdan kavrayak kucağına çekti. İrkilmemek için elimden gelen her şeyi yapmıştım. Temas olayı hala bana yabancıydı. Ama dikkatli birisi olduğu için bu da dikkatinden kaçmıyordu. Her seferinde ellerimizi usulca birbirine kenetleyip fazla üzerime gelmemeye çalışıyordu.

"Hyunjae'yi en iyi ben tanırım. Eğer onun her daim arkasında olduğumu bilseydi hata yapmaya devam edersi çünkü onu koruyacağımı bilirdi. Benim istediğim şey ise kendi başının çaresine bakmayı öğrenmesi, o kadar." Kafasını başka çevirip kıkırdadı. Ve bunu duyduğum en çekici ses tonu ile yaptı. "Arkamdan neler neler söylemiş, bak sen."

Aklımı tekrardan dediklerine verdim. "Senden çok dert yanmıştı üniversitedeyken. Belki de sana karşı bu yüzden ön yargılıydım. Ayrıca ilk başta beni kandırdığın için de ilk izlenimin de berbattı." Kollarımı göğüsümde birleştirdim. Normalde hatırladıkça sinirlendiğim o anı şu an gülümsememi sağlıyordu.

Hyunjin de benimle birlikte gülümsedi. "Bence Hyunjae'den hoşlandığın için bana karşı kalın bir duvar örmüştün çoktan."

Onun gülümseyerek söyledikleri benim olduğum yerde rahatsızca kıpırdanmamı sağlamıştı. Yüzümdeki gülümseme de anında silinmişti. "Sen,"

"Elbette biliyordum. Tüm zekayı ben aldığım için kardeşim anlamamıştı. Algıları açık değil." Uzanıp dudaklarıma bir öpücük kondurduğunda gözlerimi kapattım. Ellerim anında omuzlarına gitmişti. "Ben benden öncesiyle değil sonrasıyla ilgileniyorum Jeongin. Rahatsız olmana gerek yok."

blonde & brunette [hyunin]Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin