|1.7|

270 40 41
                                        


Öfkeliydi. Hayatında hiç hissetmediği kadar öfkeliydi Hyunjin. Elleri arasındaki direksiyonu sinirini çıkartmak istercesine daha sıkı kavraması da onu biraz bile rahatlatmıyordu. Yeji'nin sözlerini duyduğundan beri iç sesi susmak bilmiyordu. Bunca yıldır ölü olduğunu düşündüğü kardeşinin yaşama ihtimali karnının huzursuzlukla kasılmasına sebep oluyordu. Kendini suçlamaktan başka bir şey yapmıyordu.

Arabasını eskiden sık geldiği ama artık ona oldukça uzak olan binanın önüne park etti. Bu sefer silahı yerindeydi. Yan koltuğa bıraktığı silahı alıp belime sıkıştırdı ve arabasından indi. Dışarıda yine korumalar vardı ama Hyunjin bu sefer onlarla vakit kaybetmek istemiyordu.

Elini kolunu sallaya sallaya binaya doğru yürürken, "Hey, orada dur!" diye seslenseler bile durmadı. Bu sefer kolunda hissettiği kavrama ile gözlerini sakinleşmeye çalışırcasına kapattı. Ardından hızlıca arkasına döndü ve belinden çıkarttığı silahı adamın kafasına dayadı. Hepsi silahlarına uzanacakken, "Ellerinizi kaldırın yoksa bir saniye bile düşünmeden beynini patlatırım." diye konuştuğunda şaşırtıcı bir şekilde ellerini havaya kaldırmışlardı. Minho bunları iyi eğitememiş anlaşılan, diye geçirdi içinden.

"Buraya kan dökmeye gelmedim ama bu dökmek istemediğim anlamına gelmiyor. Patronunuzla konuşup gideceğim." Kolları arasında çırpınan adamı geriye doğru ittirdi ve silahını beline geri koydu. Şaşırdıkları yüzlerinden belli olan adamlar birbirine bakarken Hyunjin binanın içine girmişti bile.

Sert bir şekilde Minho'nun odasının kapısını açtı. Jisung ve Minho'nun bakışları anında o tarafa dönmüştü. Minho Hyunjin'i burada gördüğü için şaşkındı ama Jisung onun neden geldiğini çok iyi bildiği için sırıtıyordu.

"Lee Minho." dedi Hyunjin hızlı adımlarla masasına yaklaşırken. Bu sırada karşısındaki ikili de ayağa kalkmıştı. "Siz, gerçekten sınırı aştınız." Dişlerini sıkarak konuştu.

"Yine ne yaptık acaba? Tamam kötüyüz ama her kötülüğü de biz yapmıyoruz." Kollarını göğüsünde birleştirdi Minho.

"Sana sadece bir kere soracağım ve sen de cevap vereceksin." Jisung'u sert bir şekilde kavrayıp silahını belinden çıkarttı ve daha şimdiden çırpınmaya başlayan adamın kafasına dayadı. Birkaç adım gerilerken Minho'nun kaşları çatılmıştı. Ne olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. "Yoksa güzel sevgilini de diğer sevgilin gibi gözünün önünde gebertirim."

"Ne yapıyorsun Hyunjin? Yine neyi bizden biliyorsun çok merak ettim. Sor ne soracaksan."

"Bırak beni Hwang!" diye bağıran Jisung'un kafasına biraz daha bastırdı silahı Hyunjin. Ardından tekrar Minho'ya döndü ve, "Kardeşim nerede?" diye sordu.

Minho'nun tok kahkahası doldurdu odayı. "Hangi kardeşin?" Sanki komik bir şey söylemiş gibi daha da yüksek sesle gülmesiyle Hyunjin'in öfkesi daha da artmıştı. "Hyunjae eminim ki bu saate evinde uyuyordur. Çetenizde bir işe yaramadığı için-"

"Kimden bahsettiğimi çok iyi biliyorsun Minho! Elizabeth nerede?" Hyunjin'in bağırışı Minho'nun gülme sesinden daha yüksek sesliydi. Kolları arasında çırpınmayı hala bırakmamış olan Jisung kulağının acımasıyla gözlerini kapatmak zorunda kalmıştı.

"Bir dakika," dedi Minho işaret parmağını Hyunjin'e doğrulturken. "Sen... Sen Elizabeth'in yaşadığını öğrendin mi yani?"

"Sevgilin planlarını suya düşürdü Lee Minho. Şimdi bana kardeşimin yerini söylemezsen bembeyaz duvarlarını kırmızıya boyarım."

"Beni Jisung ile tehdit edebileceğini mi sanıyorsun?" Masanın üzerine kalçasını yasladı Minho. "Bana karşı koz olarak kullanmak için daha önemli şeyler bulmalısın. Bu da senin için oldukça zor olmalı, değer verdiğim tek bir varlık bile yok."

blonde & brunette [hyunin]Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin