• Jeongin's POV•
Kapıyı içeride Hyunjin dışında birinin olup olmamasını umursamadan aniden açtığımda, içeride birinin olmadığını görmek bir yandan içimi rahatlatmıştı. Ancak bu yüzüme yansımamış olacak ki surat ifademi görmediyle Hyunjin'in bakışları değişmiş ve sırtını dikleştirmişti. Bir şeyler olduğunu anlayabilecek bir zekaya sahipti ancak hiçbir şekilde sorgulamamıştı bu hareketimi. Bu ise beni çıldırtan hareketlerinden biriydi. Sessizliği beni çıldırtıyordu.
"Nasıl babama para verirsin? Sen kendini ne sanıyorsun?" diye çıkıştım birden. Sesim çıkmasını istediğimden daha yüksek çıkmıştı. "Bu hakkı kendinde göremezsin!"
Neler olduğunu öğrenmesiyle kafasını aşağı yukarı salladı ve oturduğu sandalyesinden kalktı. Yanıma geleceğini düşünürken o ofisin kapısına ilerledi ve kapıyı usulca araladı. Etrafa bakındıktan sonra tekrar kapattı ve kilidi iki kere çevirdi. Ardından sırtını kapıya yasladı ve kollarını göğüslerinde birleştirdi. "Sence de fazla büyütmüyor musun?"
"Sana yapmamanı söyledim. Defalarca söyledim." Ayaklarımı yere vura vura yanına ilerledim ve işaret parmağımla omuzlarından dürttüm onu. "Seni uyardım."
"Ben seni korumak ve arkanda durmak için her şeyi yaparım Jeongin. Senin sözünü dahi çiğnerim." Dişlerini birbirine bastırarak tane tane konuştu. O da yavaş yavaş sinirlenmeye başlamıştı ancak ben o çizgiyi geçeli çok oluyordu.
"Çiğneyemezsin! Benim adıma hiçbir karar alıp bana sormadan gerçekleştiremezsin!" diye bağırdığımda desibelimin yükselmesiyle yüzünü ekşitti. Duracağımı sanıyorsa yanılıyordu. "Sana ihtiyacım olduğunu falan mı düşündün?"
"Açıklamama izin verirsen-"
İşaret parmağımı bu sefer dudaklarına bastırdım. "Açıklamaların umurumda değil. Siktir git Hyunjin." Bedenini kapıdan uzaklaştırmak için var gücümle çabalamıştım ancak birkaç santim bile olsa kıpırdamamıştı. Sinirle ofladım. Bir an önce yanından gitmek istiyordum.
"Beni dinlemeden hiçbir yere gidemezsin." Yüzünü yüzüme yaklaştırırken konuştu. "Sakinleşene kadar bekleyebiliriz. Benim vaktim var."
Sakin ve hiçbir şey olmamış gibi davranması elimi yumruk yapmama sebep olmuştu. İçimdeki öfkeyle arkasındaki duvara yumruk atacakken elimi havada yakaladı ve buna engel oldu. Bir ellerimize bir de karşımdaki düz bakışlı adama baktım. "Biraz daha bağırırsan veya etrafa yumruklar savurmaya başlarsan insanlar ilişkimizi öğrenecek Jeongin. Bunu istemiyordun, değil mi?" diye sordu imalı bir şekilde. Sanki her hareketi beni sinirlendirmiyormuş gibi beni sinirlendirmeye çalışıyordu sanki.
"Evet, istemiyorum." dedim ve elimi bir hışımla kavrayışından kurtardım. Ardından masaya doğru ilerledim ve koltuğa bıraktım kendimi. Dirseklerimi dizlerime yaslayıp elimle yüzümü kapattım. Vücudum sinirden titremeye başlamıştı artık.
Kapının önünden çekildiğini duydum ve kafamı kaldırıp ona baktım. Sandalyesine ilerledi ve rahat bir biçimde oturdu. "Beni dinleyecek bir hale geldiğinde söyle ki konuşabilelim."
"Neyini dinleyeceğim ya senin? Beni ne kadar aşağıladığının farkında mısın? Hem de kendi aileme karşı. İnan bana, senin verdiğinin beş katını bile verebilirim." Beş katını verebilirdim ama altı katını verebilir miydim tartışılırdı. Buradaki asıl sıkıntı zaten paranın miktarı değil, Hyunjin'in benim istek ve fikirlerimi hiçe saymasıydı. "Ben sözümün bir hükmünün olmadığı bir ilişki istemiyorum Hyunjin."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
blonde & brunette [hyunin]
FanfictionHwang Hyunjae ve Hwang Hyunjin; bu iki isim Los Angeles'ta yaşayanların aklına kazınacaktı. twinhyunjin! [hwang hyunjin x yang jeongin]
![blonde & brunette [hyunin]](https://img.wattpad.com/cover/351414153-64-k622818.jpg)