•Jeongin's POV•
"İyi olduğuna eminsin değil mi?"
Gözlerindeki endişe ile bana bakan sarı saçlı adama içten bir şekilde gülümsedim. Bu soruyu en az üçüncü kez soruyordu. Benim için endişelenmesinin hoşuma gitmediğini söylersem yalan söylemiş olurdum. Kafa sallayarak onayladım onu. "Daha kaç kere söylemem gerekiyor, Jin? İyiyim diyorum."
Omuz silkti ve aramızda kısa bir süreli sessizlik oluşmasını sağladı. Ardından, "Niye bana öyle bakıyorsun?" diye sordu.
Kaşlarımı çattım. "Nasıl bakıyormuşum?"
Üzerime doğru adımlamaya başladığında onun aksine ben de geri gittim. Sırtım soğuk duvarla birleştiğinde aramızdaki mesafeyi hızlıca kapattı. Elleri belime dolanırken, "Beni öpmek istiyormuş gibi bakıyorsun, küçük tilki." diye fısıldadı ve ne olduğunu anlayamadan dudaklarını dudaklarıma bastırdı.
Kollarımı anında boynuna doladım ve karşılık vermeye başladım. Etrafımızdaki her şey dudaklarımızın birleşmesiyle yok olmuş ve bir boşluğa düşmüştük. Belimdeki elleri kavrayışını sıkıştırıp yüzlerimiz gibi vücutlarımız arasındaki mesafeyi de kapattı. Alt dudağımı dişleri arasına alıp çekiştirdiğinde bir inleme çıktı dudaklarım arasından. Ensesindeki saçları çekiştirdiğimde kıkırtısı doldu kulaklarıma.
Nefessiz kaldığımız için geri çekildik ve alınlarımızı birbirine yaslayıp nefeslerimizi düzenlemeye çalıştık. Onu bilmiyordum ama benim için bu pek mümkün değildi. Saatlerce nefessiz kalmış gibi hissediyordum.
Dudaklarımızı tekrar birleştirmek için yüzümü yaklaştırdığımda kafasını geri çekerek bunu engelledi. Çatılan kaşlarım dudaklarını boynumda hıssettiğimde eski haline dönmüştü. Dudaklarım arasından çıkan iniltiler artarken kafamı arkamdaki duvara yasladım. Elleri bacaklarımın arkasına yerleşti ve ani bir hareketle vücudumu havaya kaldırdı. Duvar ve bedeni arasında sıkışan bedenimle dudaklarım yukarı doğru kıvrıldı. "Hyunjin..."
Dudakları bulundukları yerden ayrıldı ve kulağıma yaklaştı. "Jeongin, sence de artık uyanman gerekmiyor mu?" diye fısıldadığında kafamın karışması ile dudaklarımı büzdüm. Neyden bahsediyordu bu şimdi? "Aç artık gözlerini."
Ve gözlerimi açtığımda Hyunjin'le karşılaşmak yerine beyaz bir tavanla karşılaştım. Nefeslerim oldukça sıktı ve alnımdan terler akıyordu. Hızlıca doğruldum ve kapının pervazına yaslanmış uzun bedeni gördüm. "Hyunjin?"
Boğazını temizledi ve bakışlarını kaçırdı. "On saattir uyuyorsun. Uyandırmak için gelmiştim."
Dün geceyi yavaş yavaş hatırlamaya başlatkem ellerimle yüzümü sıvazladım. Babası hakkında edindiğim bilgileri Hyunjin'e göstermek için gelmiştim. Evde olmadığını öğrenince de gelmesini beklemek için verandaya çökmüştüm, büyük ihtimalle uyuyakalmıştım.
"Keşke uyandırsaydın." diye mırıldandım ve ayaklarımı yataktan sarkıttım. Üzerimdeki kıyafetlere gözüm takıldı, bana ait değillerdi. Hyunjin'e bakmadan, "Üzerimi sen mi değiştirdin?" diye sordum. Az önceki rüyadan sonra ona bakacak yüzüm yoktu.
"Elbette hayır. Üzerini sen kendin değiştirdin, hatırlamıyor musun?" Kafamı iki yana salladım. Hiçbir şey hatırlamıyordum.
"Dün gece kapımın önünde uyuyakalmış bir şekilde buldum seni. Eve gitmekle uğraşmaman için odama götürdüm seni."
Yerdeki kıyafetlerime uzandım ve ayağa kalktım. "Beraber mi uyuduk yani?" diye sordum nihayet ona bakarken. Ancak bu iyi bir fikir değildi. Yanaklarımın ateş atmaya başladığını hissedebiliyordum.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
blonde & brunette [hyunin]
FanfictionHwang Hyunjae ve Hwang Hyunjin; bu iki isim Los Angeles'ta yaşayanların aklına kazınacaktı. twinhyunjin! [hwang hyunjin x yang jeongin]
![blonde & brunette [hyunin]](https://img.wattpad.com/cover/351414153-64-k622818.jpg)