TÇ-22

404 33 27
                                        

Dokuzuncu sınıf, 13 Aralık.

Son iki dersimiz boş olduğu için vaktimi kütüphanede test çözerek geçiriyordum. Son dersin bitmesine az bir süre kalmıştı. Kütüphanede tek olduğum için test çözmek dışında yaptığım bir şey de yoktu canım çok sıkılıyordu. 

Cam kenarında oturduğum için test kitabından başımı kaldırıp yağan kar tanelerinin yere inişini izlemeye başladığımda büyük bir gürültüyle kütüphane kapısı açıldı. 

Berk üstüne giymiş olduğu deri ceketle, dağınık saçlarıyla, güldüğünde yüzünde oluşan o gamzesiyle şu an tam karşımda duruyordu. 

Lise ortamına hala ayak uyduramamıştım. Okula başlayalı üç ay olmuşken benim konuştuğum berk dışında bir kişi bile yoktu. Berk ile okulun ilk günü sınıf hocamızın bizi yan yana oturtturması ile tanışmıştık. Kız erkek karışık bir okuldaydım ve zorbalık olayları her geçen gün artıyordu.

Annem herkes ile samimi olmamam gerektiğini, lisede güven problemi yaşanacağından tek takılmam gerektiğinden bahsederdi. Bende onu dinlemiş kimseyle yakınlık kurmamıştım. Berk gün içerisinde beni konuşmaya çok zorladığı için onunla mecbur bir iki laf etmiştik. Şu ana kadarda hiç bir sorun yaşamamıştık. Ben yine de annemin dediğini yaparak berke bile fazla yakınlık göstermiyordum. 

"Merhaba güzellik" diyerek karşımdaki sandalyeyi kendine doğru çekerek karşıma oturdu.

"Böyle giderse Türkiye birincisi olacaksın daha sınava üç sene var kızım niye bu kadar derslere yükleniyorsun?" diye alaylı konuştuğunda omuz silktim. "Tek motivasyon kaynağım bu" dedim. Arkadaşım yok o yüzden tek yapabildiğim aktivite test çözmek diyemedim. 

"Aaa ayıp ediyorsun. Ben? Ben ne güne duruyorum acaba? Bence bu kadar test çözdüğün yeter dersin bitmesine de iki dakika kaldı beraber dışarı çıkalım." dedi önümdeki test kitabının kapağını kapatarak.

"Nereye gideceğiz?" dediğimde dudakları yana kıvrıldı. 

"Gidince görürsün. Sürpizz"  diyerek ayağa kalktığında bende onunla beraber ayağa kalkıp masanın üzerindeki eşyalarımı çantama yerleştirdim. Çantamın fermuarını kapattıktan sonra montumu da alarak berkle kütüphaneden çıktık.

Biz kütüphaneden çıktığımızda zil çalmıştı. Kütüphaneden çıkıp koridorda ilerlediğimizde Berkin okuldan arkadaşı yanımıza geldi. "Berk beraber gitmiyor muyuz?" bunu diyen Kemaldi. 

"Yok, işim var siz gidin" dedi bana baktıktan sonra Kemale göz kırparak. Kemal bana sinsice bir gülümseme atıp yanımızdan ayrıldı. 

İkisinin de bu hareketini anlamazken Berk nereye giderse adımlarımda onu takip ediyordu. Çıkışa doğru gitmek yerine okulun bodrumuna doğru inen merdivenlere yönelince kaşlarım çatıldı. Neden buraya yönelmişti ki?

 "Yanlış yere gitmiyor muyuz?"

"Hayır, doğru yere gidiyoruz." o önümde ilerlerken arkasını dönmeden beni yanıtladı. Onun peşinden geleceğimden emin bir şekilde ilerliyordu. 

 "Bodruma iniyoruz Berk" dedim olduğum yerde durup onu takip etmeyi kestim. O durduğumu anlamış olacak ki arkasını dönüp hızlıca yanıma geldi. Cebinden çıkardığı mendili ağzıma bastırınca mendildeki alkolden ötürü bilincimi kaybetmeye başlamıştım. 

Ben mayışmaya başlarken berkte beni sırtladı. Belli bir süre sonra bir sandalyeye oturtturulduğumu hissettim. Başım zonkluyor ve dönüyordu. Berki bile net göremiyordum. Berk ağzıma bant yapıştırıp, ellerimi arkada birleştirerek iple bağladı. 

TAKINTILI ÇOCUKStories to obsess over. Discover now