TÇ-34

41 9 0
                                        

Hastane koridorları soğuk ve sessizdi. Çağatay’ın kapısının önünde ben ve Selin oturuyorduk. Sessizlik, makinelerin düzenli bip sesleriyle bölünüyordu. Selin, yorgun gözlerle cama bakarken bende çaresizce elini tutuyordum.

Yanımıza Umar ve Anıl geldi. İkisi de yüzlerinde yorgun bir ifade taşıyordu.

“Neden o sırada haber vermediniz? Abimin durumu nasıl?” dedi Anıl.
Umar ise sessizce başını eğdi, gözleri hastane yatağındaki Çağatay’a kaydı.

"Kritik."

***

Alara biraz ötede hemşireyle konuşurken, Selin’in yüzü aniden soldu. Dudakları bembeyaz kesildi, elini karnına götürdü.

Kısık bir sesle, “Umar… midem… çok kötü oldu…”

Bir anda sendelendi. Umar panikle yanına atıldı, Anıl da arkasından geldi. Selin gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı ama ayakta duramadı ve Umar’ın kollarına yığıldı.

“Selin! Selin gözünü aç, hadi!”

Anıl da telaşla seslendi “Hemşire! Yardım edin, biri bayıldı!”

Hemşireler hızla geldiler, sedyeyi alıp Selin’i yan odalardan birine götürdüler. Umar ve Anıl nefes nefese onların arkasından koşturdu. Odaya girdiklerinde doktor kısa bir muayene yaptı, sonra gözlüğünü çıkarıp derin bir nefes aldı.

Doktor sakin ama net bir sesle "Merak etmeyin, hayati bir durumu yok. Sadece biraz yorgunluk ve… mide bulantısı. Aslında sebebi belli.”

Umar ve Anıl aynı anda doktora baktı.

Umar endişeyle, “Sebebi ne?” dedi.

Doktor, dosyaya göz gezdirdi, sonra Selin’in yanına dönüp ciddi bir şekilde söyledi.

“Tebrikler. Hamilesiniz.”

O an odada taş gibi bir sessizlik çöktü. Selin gözlerini kısık bir şekilde açtı, yavaşça doğrulmaya çalıştı. Umar’ın gözleri büyümüştü, Anıl ise şaşkınlıkla bir adım geri çekildi.

Umar kekeleyerek "Hamile… mi?..”

***

Selin bayıldığı için Anıl ve Umar onun yanına gitmiş. Bende Çağatay’ın kapısının önünde bekliyordum.
Telefonum bu esnada çalmaya başladı.
Arayan annemdi. Sesimin titremesine engel olamayarak “Anne… ben iyiyim… merak etme.” dedim.

Tam o sırada koridorun ucundan temizlik arabasının çıkardığı metalik gürültü geldi. Annemin söylediklerini duymakta zorlanınca, koridorun sonuna doğru yürümeye başladım.

Arkamı dönmüş, camdan dışarıyı seyrederek konuşmama devam ettim.

***

Saatlerdir fırsat kollamaya çalışan Efe, kimseye görünmeden Çağatay’ın odanın kapısından içeri süzüldü. Yavaş ve temkinli adımlarla Çağatay’ın yatağına yaklaştı. Gözleri karanlık bir öfkeyle doluydu.

“İnsan kalbi tek darbeyle durmaz Çağatay… onu durduran hep bir ihanettir.”

Elini uzattı… ve bir hamlede fişi çekti.
Odanın içinde makine sesleri aniden kesildi, sadece düz bir “biiiiip” sesi yankılandı. Çağatay’ın göğsü ağır ağır inip kalkmayı bıraktı.

Efe, kalbi deli gibi atarken arkasına bile bakmadan hızla odadan çıktı, koridorun karanlık tarafına karışıp kayboldu.

Alara hâlâ telefonla konuşuyordu, uzak köşede. Hiçbir şeyden haberi yoktu.

Çağatay, orada… sessizce öldü.

TAKINTILI ÇOCUKStories to obsess over. Discover now