Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı. İnce ince yağmur yağıyor, toprağın kokusu havaya karışıyordu. Mezarlığın içindeki kalabalık sessizdi; yalnızca yağmur damlalarının şıpırtısı ve insanların hıçkırıkları duyuluyordu.
Alara, siyah bir pardösünün içinde, elinde beyaz bir mendille öylece tabutun önünde duruyordu. Dudakları titriyor, gözleri kızarmış, ama ağlayacak gücü bile kalmamıştı.
Tabutun üzerine beyaz güller bırakılırken, imam son duasını okuyordu. Herkes "amin" diye mırıldandı, ama Alara'nın sesi çıkmadı. İçinde koca bir boşluk vardı, sanki kalbi göğsünden sökülüp alınmış gibiydi.
Yanında Selin hıçkırıklarını tutamıyor, Anıl ve Umar birbirine yaslanmış gözyaşlarını siliyordu. Kalabalığın en arkasında ise Efe, taş gibi bir suratla dikiliyordu. Gözleri donuk, hiçbir pişmanlık göstermeyen bir ifade vardı yüzünde.
Alara dizlerinin üzerine çöktü, tabutun toprağa indirilişini seyrederken elleriyle çamurlu toprağı kavradı. Dudaklarından kısık bir ses döküldü:
"Sen bana hep sonsuzluk vaat etmiştin... şimdi bensiz mi gittin, Çağatay?"
Ardından başını gökyüzüne kaldırıp gözyaşlarıyla fısıldadı:
"Beni neden yarım bıraktın..."
Yağmur hızlandı, insanlar şemsiyelerini açıp uzaklaşmaya başladı. Mezarlıkta kalabalık dağıldığında geriye yalnızca Alara, Selin, Anıl ve Umar kaldı.
Alara gözlerini mezarın üzerinden ayırmadı.
Sessizce toprağın üzerine eğildi. Elleriyle taze toprağı okşadı.
"Keşke bana veda etseydin... keşke son kez gözlerimin içine baksaydın."
Bir yanda yas, bir yanda gizli bir suç... çünkü Efe'nin yüzünde, gölgelerin arasında kaybolurken belli belirsiz bir tebessüm vardı.
Ve Alara bunu görmüştü.
***
Mezarlıktan sonra günlerce uykusuz kalan Alara, kafasındaki sorulara cevap arıyordu. Çağatay'ın ölümünü kabullenemiyor, özellikle de Efe'nin mezarlıktaki soğukkanlı hali aklından çıkmıyordu.
Bir sabah okul yolunda kendi kendine fısıldadı:
"Bu işte bir terslik var... Hastanede bir şey oldu. Mutlaka bir şey oldu."
Ertesi gün Alara hastaneye gitti. Orada Çağatay'ın kaldığı koridorda ki güvenlik kameralarını izlemek için kamera odasını buldu. Güvenlik görevlisi önce tereddüt etti ama sonunda kısa süreliğine kayıtları açtı.
Ekranda zaman geriye sarılırken, Alara'nın kalbi çarpmaya başladı. Kendisinin annesiyle konuştuğu anı gördü. Arkası dönüktü... Selin'in bayıldığını.. Anıl ve Umar'ın onunla gittiğini.. Sonra görüntüye Efe girdi.
Alara'nın boğazı düğümlendi. Gözlerini kısmış, adeta ekrana yapışmıştı. Efe içeri sessizce süzüldü.
O an kamera açısı tam net göstermiyordu. Ama Efe'nin bir şey yaptığı belliydi.
Alara nefesini tuttu. Dudakları titredi:
"Hayır... bu... bu olamaz..."
Efe birkaç saniye sonra odadan çıkmıştı. Kayıt da burada bitiyordu.
Alara sandalyeden kalkarken elleri titriyordu. Artık emin olamıyordu. Çağatay gerçekten kalbinden mi kaybetmişti, yoksa Efe onu öldürmüş müydü?
***
Yağmur ince ince çiseliyordu. Mezarlıkta gri taşlar, ıslak toprağın üzerinde hafifçe parlıyordu. Alara, Çağatay'ın mezarının başında duruyordu; gözlerinde öfke, acı ve kararlılık bir aradaydı. Ellerini sımsıkı yumdu, parmakları titriyordu.
YOU ARE READING
TAKINTILI ÇOCUK
Novela JuvenilHayatı boyunca birçok zorbalığa maruz kalan ve hiç sevilmemiş sevilmeye muhtaç bir kız Alara hayatına giren ve onun her şeyi olan Çağatay ile bir aşk yaşamaya başlar ama o Çağatay'ın hayatını değiştirebileceğini bu hikayenin sonunu bilmiyordu bu kar...
