44.Bölüm/Yeni Bir Akşam

882 39 4
                                        

Akşam, günün son ışıklarını ağır ağır denizin üzerine bırakırken, gökyüzü solgun bir turuncudan griye çalan bir renge dönmüş, ufuk çizgisi ise sanki iki ayrı dünyanın sınırıymış gibi keskin ama bir o kadar da uzak görünüyordu.

Rüzgâr hafifti ama taşıdığı serinlik, insanın tenine değdiği anda içeriye kadar işleyen o ince huzursuzluğu da beraberinde getiriyordu.

Bankın bulunduğu yer, kalabalıktan özellikle uzak seçilmiş gibiydi; ne yakınlarında konuşan insanlar vardı ne de bu sessizliği bölecek bir hareket, yalnızca arada bir yükselip alçalan dalga sesleri ve gökyüzünde geniş daireler çizerek süzülen martıların tiz çığlıkları duyuluyordu, ama bu sesler bile huzuru getirmeye yetmiyor, aksine ikisinin arasında giderek büyüyen o görünmez mesafeyi daha da belirgin hale getiriyordu.

Asuman bankın bir ucunda oturuyordu. Elleri kucağında birleşmiş kendini ufkun sonsuzluklarına bırakmak ister gibi bir hâle bürünmüştü. Yanındaki adamın varlığı bile artık gözünde büyümüyordu.

Bir süre hiçbir şey söylemeden sessizce ufukta batan güneşi izlediler. Sanki orada batan güneş değilde kendi geleceklerini izliyor gibi vakur bir kabullenişle bakıyorlardı.

Rüzgâr biraz daha arttı. Martılar alçaldı. Ve sonunda, Şevket derin bir nefes aldı.

"Bu evlilik baştan sona hataydı..." dedi, sesi ne yükseldi ne de titredi, ama içinde taşıdığı ağır yük kelimelerin arasından açıkça hissediliyordu. "Benim evlenmem hata... masum bir kızı kandırıp kendime eş yapmayı istememem en büyük hata... hata üstüne hata."

Asuman hiç cevap vermeden öylece dinledi.

Bakışlarını uçan martılardan ayırmadan dinledi; çünkü bu saatten sonra kendini açıklayacak ne mecali kalmıştı ne de isteği, üstelik bundan sonra söylenecek hiçbir sözün gerçek bir karşılığı olacağını da düşünmüyordu artık.

"Sana lanetimi açıkladığım zamanı hatırlıyor musun?" diye devam etti Şevket, sesi bu kez biraz daha içe dönüktü. "Güya sana bir çıkış kapısı sunmuştum... ki o kapının kapalı olduğunu zaten biliyordum."

Bir an sustu. Sanki fazla konuştuğunu fark etmişti. Son zamanlarda ne çok susmuştu halbuki.

"Şu uçsuz bucaksız gökyüzünde kanat çırpan kuşlar özgür müdür sence?"

Şevket, Asuman'ın melankolik bir ifadeyle sorduğu bu sorunun ardından onun baktığı yöne doğru başını çevirdi; bir süre cevap vermeden, topluluk hâlinde uçuşan kuşları izledi, sanki o sorunun cevabı kelimelerde değil de o manzaranın içinde saklıymış gibi.

"Yeryüzünün ağırlıklarına karşı bir kuş gibi hafif olmaya özenmiştir insan," dedi sonunda, yavaşça, "ama bizden daha acısız bir hayatları olduğunu sanmıyorum."

"Neden peki?"

"Bak..." dedi, başıyla gökyüzünü işaret ederek, "sürüyle hareket ediyorlar; yani o sürünün de bir kuralı, bir düzeni var... ve ondan ayrılanın sonu, benim tavan arasındaki kuşlar gibi oluyor."

Kısa bir sessizlik oldu.

"Hiçbir canlı özgür değil," dedi Şevket, bu sefer daha kesin bir tonla.

"Özgürlüğün bir bedeli vardır..." diye mırıldandı Asuman, sesi neredeyse rüzgâra karışıyordu. "Yalnızlık gibi..."

Şevket gözlerini ondan ayırmadan ekledi:

"Ya da ölümcül bir günah gibi..."

Rüzgâr bir an daha sert esti. Ve konuşma, artık geri dönülmeyecek bir yere doğru ilerlemeye başladı.

MAHRUMBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin