Şahin gözden kaybolduğunda, sanki gecenin bütün ışıltısını da beraberinde alıp götürmüştü.
Az önce bahçeyi dolduran o yapay neşe, o sahte kahkahalar, o kalabalığın geride bıraktığı uğultu... hepsi bir anda anlamını yitirmişti. Evin içi yine aynı evdi belki ama içindeki hava değişmişti. Daha ağır, daha soğuk... daha gerçekti.
Asuman pencerenin önünde öylece kalmıştı.
Gözleri, Şahin'in az önce kaybolduğu noktaya takılı kalmıştı sanki. Görmesi gereken bir şey kalmamıştı aslında ama bakışlarını geri çekemiyordu. İçinde hâlâ hareket eden bir şey vardı ve o şey, gözlerini o karanlıktan ayırmasına izin vermiyordu.
Tam o sırada, bahçeden içeri doğru hafif bir rüzgâr süzüldü.
Masanın üzerinde unutulmuş peçeteler yavaşça yerlerinden kalktı, zeminde sürüklenerek birbirine karıştı. O ince, neredeyse duyulmayacak kadar hafif hışırtı, bu gecenin sonuna eşlik eden bir ses gibiydi.
Son yaz gecesinin bitişini haber veren bir uğultu...
Gökyüzü de sanki bu vedaya eşlik ediyordu. Az önce berrak ve yıldızlarla dolu olan o sakin gece, şimdi yavaş yavaş değişiyordu. Parlayan yıldızların üzerine ağır ağır kara bulutlar sürükleniyor, aralarındaki o saf ışığı birer birer örtüyordu.
Ve ardından rüzgârın içinden geçen o ince ıslık sesi...
Sanki bir ayrılık şarkısının en sessiz, en kırılgan notasını fısıldıyordu.
Bu gece bitiyordu. Ve Asuman, bunun yalnızca bir gecenin sonu olmadığını hissediyordu.
Arkasında bıraktığı şeyler... içinde büyüttüğü şeyler... artık eskisi gibi kalmayacaktı. Ve şimdi olduğu gibi kendini hep yalnız hissedecekti.
Bu ağır duygular içindeyken arkasında bir hareketlilik olduğunu hissetti. Sanki bir varlık yavaş ve sessizce arkasına yerleşmişti. Ama nefes sesleri havaya dolunca artık kim olduğunu anlamıştı.
Asuman'ın omuzları istemsizce gerildi. Bir an dönmemeyi düşündü. Çünkü şu an yeni bir yüzleşmeyi kaldıracak gibi değildi. Ama ertelemesi de hiç mümkün görünmüyordu.
Yavaşça döndüğünde Şevket,i kapının eşiğinde bir hayalet gibi dikilirken gördü. O an istemsizce içinden bir ürperti geçti.
Çünkü Şevket'in kararan bakışları ardında her şeyi görmüş olduğu açıkça görünüyordu.
Bakışları doğrudan Asuman'ın üzerindeydi. O ince, zeka parıltıları taşıyan gözlerini bir an olsun kaçırmıyordu. Ve gördüğünü de saklamıyordu.
Ve en sarsıcı olan da buydu.
Çünkü o bakışın içinde, Asuman'ın alıştığı hiçbir şey yoktu.
Ne o her şeyi kontrol altında tutan sakinlik... ne de yıllardır yüzüne yerleşmiş, duyguları perdeleyen o mesafeli ifadesi vardı.
Onun yerine, derinlere bastırılmış ama artık saklanmayan bir öfke vardı.
Sessiz ama yakıcı bir öfke...
Asuman'ın kalbi, o bakışın altında sıkıştı. Çünkü anlamıştı; Şevket az evvel olanların tamamını duymuş olmalıydı.
Ve bu anlama... İkisi içinde geri dönüşü olmayan bir şeydi.
Şevket yavaşça bir adım attı. Sonra bir tane daha. Her adımı ölçülüydü ama taşıdığı anlam ağırdı.
Gözlerini bir an bile ondan ayırmadan, dudaklarını araladı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAHRUM
RomanceBazı kadınlar aşkı seçemez. Onlara sadece bir hayat verilir... ve o hayatı yaşamak zorunda kalırlar. Asuman da öyle yaptı. Ailesinin baskısından kurtulmak için kendisini isteyen ilk adamla evlendi. Ama evliliğinin ilk günlerinde öğrendiği gerçek, ha...
