41.Bölüm/ Yakılan Ateş

1K 45 2
                                        

Asuman kapıyı arkasından kapattığı anda, içeride bıraktığı şeyin yalnızca bir mekân değil, içinde yıllardır sessizce var olmaya çalıştığı bir hayat olduğunu fark edecek kadar durup düşünmemişti bile.

Çünkü Şevket'in dudaklarından dökülen o keskin ve geri dönüşü olmayan sözlerin ağırlığıyla baş edebilmenin tek yolu uzaklaşmaktı. Bu yüzden onun varlığından kaçmanın dışında hiçbir şey düşünmeden hareket etmişti. Bunu yalarken nereye gideceğini, ne yapacağını hiç hesap etmemişti.

Şimdi ise ıssız bir sokağın dönemecinde yalnız ve kimsesizdi. Yolunu şaşırmış evini kaybetmiş bir kedi yavrusudan farkı yoktu.

Bir an bu benzetmeye acıyla gülümsedi. Oysaki ne çok kediyi bu kimsesizlikten çaresiz yalnızlıktan kurtarmak için çabalamıştı ama bir gün bu duruma kendinin düşeceğini hiç hesaba katmamıstı. Ya da hel göz ardı etmişti.

Ayakları ilerlemeyi reddeder gibi zemine tutunurken, bakışları boş sokakta neyi aradığını bilmeden dolaştı.

"Şimdi ne yapacağım..." diye mırıldandı, sesi rüzgârın uğultusuna karışacak kadar zayıf, ama kendi içinde yankılanacak kadar ağırdı.

Zihni, bu soruya bir cevap bulabilmek için hızla çalışmaya başladı; gidebileceği yerleri, ulaşabileceği insanları, sığınabileceği yenu insanları yokladı ama o düşünceler, daha şekillenemeden dağıldı çünkü o an, en basit ama en hayati gerçeği fark etti: o evden çıkarken yanında hiçbir şey almamıştı.

Çantası yoktu.

Dolayısıyla parası da yoktu, kimliği de yoktu, birilerini arayıp sesini duyurabileceği telefonu da yoktu; yani o an, gecenin ortasında, tanımadığı bir boşluğun içinde, yalnızca üzerindeki balo elbisesiyle tamamen savunmasız bir şekilde kalakalmıştı.

Kendine kızdı; bu kadar düşünmeden hareket etmiş olmasına, bu kadar hazırlıksız yakalanmasına, en basit şeyleri bile düşünmeden çıkmasına öfkelendi.

Rüzgâr biraz daha sert estiğinde, çıplak kalan omuzlarına değen o serinlik, az önce yaşadığı her şeyi daha somut hâle getirdi.

Başını kaldırıp gökyüzüne baktığında, az önce parlayan yıldızların yerini hızla toplanan koyu bulutlara bıraktığını gördü ve bu değişim, gecenin henüz bitmediğini, aksine daha da zorlaşacağını haber veriyor gibiydi.

Bir süre daha böyle kalırsa yağmura yakalanacağını düşündü. Ve bu gece, sanki bütün zorlukları içinde barındırıyordu.

Tam o anda, yüzüne düşen ilk damla da ona hak verir gibiydi.

Ardından gelen ikinci ve üçüncü damlalarla birlikte, artık sokakta beklemenin anlamsız olduğunu anladı. Bakışlarını sokağın başına çevirdiğinde, uzaktan yaklaşan bir aracın farları karanlığı yararak ona doğru ilerlediğini görünce rahatladı.

İçinde aniden yükselen o telaşlı kararlılıkla, elini kaldırdı ve aracı durdurmak için bir adım öne çıktı; sanki o an kaçırırsa, elinde kalan son çıkış kapısını da kaybedeceğinden korkuyor gibi tüm dikkatini o araca verdi.

Taksi yavaşladı, ardından tam önünde durdu.

Asuman hiç tereddüt etmeden kapıyı açıp içeri girdiğinde, dışarıdaki rüzgârın uğultusu bir anda kesildi ve yerini dar, kapalı bir alanın boğucu havasına bıraktı.

Şoför dikiz aynasından ona kısa bir bakış attı.

"Hanımefendi, nereye?" diye sordu.

Asuman'ın zihni o an yine boşlukta kaldı; çünkü gidebileceği yerleri düşündüğünde, elinde kalan seçeneklerin ne kadar sınırlı olduğunu, hatta belki de hiç olmadığını bir kez daha fark etti, ama bu sefer duraksamadı, çünkü durursa yeniden aynı çaresizliğin içine düşeceğini biliyordu.

MAHRUMBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin