Günlerdir süregelen gerginlikten uzaklaşmak için baba evine gelen Asuman, annesinin ikram ettiği kekten sessizce yiyordu. Çok sık olmasa da ara sıra baba evine gider, annesiyle görüşürdü. Keşke annesiyle dertleşebilmeyi başarabilseydi... Ama onu anlamaktan çok uzak bir annesi olduğunu üzülerek kabul etmek zorunda kalıyordu.
Annesinin akrabalara dair verdiği haberleri dinlemek yerine dizine başını yaslayıp içindeki bilinmeyenleri dökebilseydi... Ya da annesinin dizinde ağlayıp merhamet görebilseydi. İstediği tek şey buydu. Ama cesaret edecek kadar anne sıcaklığını hiç hissedememişti. Sorgusuz sualsiz yavrusunu şefkatle dinleyecek bir aileye sahip değildi.
Her şeye rağmen annesini görmek istemişti. Çünkü Şevket'in evde yarattığı gerilimden uzaklaşması gerekiyordu ve bu kapıya gelmek bildiği tek yoldu.
"Eline sağlık anne, her zamanki gibi çok güzel olmuş."
Annesi, elmalı turtayı sevdiğini bilirdi ve her ziyaretinde yapmaya gayret ederdi. Gerçi annesinin elinden çıkan her şeyi beğenirdi. Zaten pek çok şeyi annesinden öğrenmişti; bu yüzden lezzetli yemekler ve özenli sofralar kurmayı becerirdi.
"Seversin diye yaptım. Ama iyi görünmüyorsun. Geçen ayki neşenden eser yok... Şevket'le bir sorun mu var?"
Kederini iyi saklayamadığı için kendine kızan Asuman, gözlerine düşen birkaç saç tutamını geriye attı ve annesine gülümsedi. Onu ikna edecek birkaç yalan söylemek zorundaydı. Çünkü abisiyle babasının evlilik hayatına karışması en son isteyeceği şeydi. Zaten abartılmış korumacı tavırları yüzünden bilinmeyen bir yola girmiş, şimdi de bilinmeyen bir sıkıntıyla baş etmeye çalışıyordu.
"Elbette bir sorunumuz yok. Biraz yorgunum... Havalar da bunaltıcı derecede sıcak."
"Yaz boyu hep sıcaktı kızım ama sen böyle değildin. Bir şeyler var sende... Gözlerinden okunuyor. Ama ben nedenini biliyorum."
Annesinin dertli dertli başını sallamasını hayretle izleyen Asuman, annesinin gerçekten bir şeyler bildiğine ihtimal vermiyordu. Ama yine de belli olmazdı.
"Bir çocuk veremedin adamın eline... Şevket gibi adamlarla geçinebilmek için çocuk şart kızım. Yoksa alırlar elinden adamı... Malum zengin, gideri de var. Sonra bulursun kendini kapının önünde."
"Anne, neler söylüyorsun?"
"Senin iyiliğin için söylüyorum kızım. Boşansan babanla abin evi zindan eder sana. Bir de kıskanç halaların ellerine kına yakar. Biliyorsun, damadımın zenginliğini hazmedemediler."
"Anne aynı şeyleri kaç kere daha söyleyeceksin?"
Asuman'ın elini iki avucunun arasına alan annesi, yapay bir üzüntüyle kızına bakıyordu. Sanki başlarına gelebilecek kötülükleri anlatmak bir görevmiş gibi davranıyordu.
Kızının evliliğinin bitmesini hiçbir anne istemezdi. Ama Asuman biliyordu ki annesi en çok kendi huzurunu düşünüyordu. El âlemin diline düşmektense kızının mutsuz bir evliliğe katlanmasını tercih ederdi. Bunu iliklerine kadar hissediyordu.
"Başka doktora gittiniz mi?"
Sıkıntıyla elini annesinin avuçlarından çeken Asuman, ağzında kötü bir tat bırakan turtayı tabağa bıraktı ve koltuktan kalktı. Çekyat takımının doldurduğu küçük oturma odasının camına doğru yürüdü.
Annesinin her zamanki çocuk baskısı yine başlamıştı. Ama bu sefer daha beterdi. Çünkü annesi onu kusurlu görüyordu ve bakışlarında bunu yakalamıştı.
Gerçeği bilseydi yine de evliliğin devamı için ısrar eder miydi? İlk defa kızının yanında durup onun mutluluğunu düşünür müydü?
Hiç sanmıyordu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
MAHRUM
RomantikBazı kadınlar aşkı seçemez. Onlara sadece bir hayat verilir... ve o hayatı yaşamak zorunda kalırlar. Asuman da öyle yaptı. Ailesinin baskısından kurtulmak için kendisini isteyen ilk adamla evlendi. Ama evliliğinin ilk günlerinde öğrendiği gerçek, ha...
