17. Bölüm (Yakalanma)

235 11 1
                                        


Medya, şahsi çalışmadır. Temsili yapılmıştır.

"Nasıl bir şey biliyor musun?
Oda çok geniş ama sığamıyorsun,
Bak kapı orada ama çıkamıyorsun,
Pencere açık ama nefes alamıyorsun..."
-Cemal Süreya

**********

Uzun düşüncelerim ile geçen yolculuğun sonunda konağa varmıştım. Şükür ki, kimse beni görmemişti. Hava kararmadan eve varmıştım.

Eve girince avluda Ümmühan annem ile karşılaştım. Epey meraklanmıştı, elimden geldiğince Berivan'ın anlattığı herşeyi ona aktardım. Dediğim gibi, annesi ile arası bozuk olsun istemiyordum. Ümmühan anne duydukları karşısında çok üzülmüştü ama en azından kızına karşı yumuşamıştı. Ve söz vermişti, bu durumdan kimseye bahsetmeyecekti. Biz konuştuktan sonra kendini tutamamış, kızının ondan habersiz neler yaşadığını duyunca ağlamıştı.
Zaten sözlerim biter bitmez de kızını aramak üzere odasına çekilmişti.

Ben ise bir süre mutfakta Asude ile sohbet etmiş sonra odama çıkmıştım.
Zelal Hanımların gitmesi ile üstümden koca bir yük kalkmıştı.

Evet, Zelal Hanım kızı ile beraber dün evine dönmüştü. Açıkçası bu hafta en sevindirici olay buydu, çünkü her an diken üstüne bekliyordum. Bunda her dakika bir hatamı yakalamak için uğraşıyor olmalarının etkisi çok büyüktü. Hülya hala ise onlarla beraber gitmemişti. Hülya halanın hem burada hem de Zelal Hanımın evinde bir odası varmış. Zaman zaman orada zaman zaman burada oluyormuş. Bunları Asude'den öğrenmiştim.

Hülya halanın burada kalması ise benim için sevindirici bir durumdu. Kendisi sıcak kanlı ve samimi bir kadındı. Onunla konuşmak insana ferahlık veriyordu, tıpkı bir psikolog gibiydi.

Odamda geçirdiğim birkaç saat boyunca biraz kitap okumuş ve annem ile konuşmuştum. Ona hiçbir şeyden bahsetmedim, belki bir süre sonra anlatırdım ama şuan zamanı değildi.

İlerleyen saatler içinde mutfağa inmiş ve akşam yemeği için Asude'ye yardım etmiştim. Hatta bir ara hamur bile yoğurmuştum ama hala o hamurun ne için kullanılacağını bilmiyordum. Tabi, yoğurduğum hamuru gören Hatice teyzeden baya bir iltifat da almıştım. Cancağızım, Annem şu halimi görse küçük dilini yutardı.

Sohbetimizi bölen ise kararan hava olmuştu. Kenan babamlar gelmeden masayı hazırlamak için hızla balkona geçmiştim. Havalar serinlemişti ama çok soğuk olmadığı için hâlâ balkonda yemeklerimizi yiyorduk.

Güzel bir sofra kurmuş, kafamı dağıtmak için peçeteleri bile özenle dizmiştim. Çünkü eğer biraz daha düşünürsem iyice gerilecektim.

Baran'ın, Berivan'a gittiğimden haberi olmamıştı ama yine de geriliyordum. Sanki onu görünce yakalanacaktım. Gözlerime baktığı ilk an birşeyler karıştırdığımı anlayacaktı.

Zaten artık gözlerine bakmak bile zordu benim için, ara ara kesişen gözlerimiz bile tedirgin ediyordu beni. Üzülmek istemiyordum, işte tam da bunun için Baran'a tutulmamam lazımdı. Kendimi durdurmam, gerekirse onun olduğu ortamlardan uzaklaşmam lazımdı. Ama aynı evin içinde bunu yapmam ne kadar mümkündü? Bilmiyordum.

Avludan gelen kapı sesi ile hazırladığım sofraya son bir bakış attım ve merdivenlere yöneldim. Avluya indiğimde Asude çoktan kapıyı açmıştı.
Görüş açıma ilk Kenan baba girmişti.

"Hoşgeldin baba, sende hoşgeldin Ömer."

İkisi de yorgun ama hâlâ ayaktayım diye haykıran sesleri ile beni cevaplamıştı. Bu aralar işleri baya yoğundu. Evde bile ne anlama geldiğini bilmediğim dosyalar ile uğraşıyorlardı. Fakat Kenan baba yaşı itibari ile bu durumlara fazla dahil edilmiyordu.

Ruh-u Revan Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin