Medya temsilidir.
"Kızgınlık gürültülüdür, kırgınlık sessiz..."
-Necip Fazıl Kısakürek
**********
Hah! Ağaymış. Ağalığı yere batsın onun, beni bu odaya mahkûm edince mi tescillenecek Ağalığı?
Elimi kaldırdım ve bir kere daha kapıya vurdum.
"Baran, aç şu kapıyı."
Birkaç adım sesi ardından, kapıda aynı benim vurduğum gibi bir ses işitildi. Kapıya vurmuştu.
"Maral, daha fazla çabalama. Açmayacağım kapıyı ve sakın, canımı sıkacak birşey yapma."
Ne yapabilirdim acaba?
"Ne yapacağım Baran, balkondan mı atlayacağım? Dalga mı geçiyorsun?"
"İnan, onu da beklerim senden. Uslu dur!"
Kendimi sakinleştirmek için birkaç saniyeliğine gözlerimi kapatmıştım. Duyduğum adım sesleri ile uzaklaştığını anladım. Cidden yaptığı şeyi anlamlandıramıyordum, odaya kilitlemek ne demekti? Bir de bileğimden zincirleseydi.
Babama ne diyecektim şimdi? Burada kilitli olduğumu öğrenince deliye dönecekti. Hepsi nikâhtaydı, bir ben eksiktim.
Kalbim kırıktı...
Ne olur ise olsun, böyle bir muameleyi hak etmiyordum. Yaptığım bir kötülük değildi, sadece ailemi görecektim. Ama Baran herşeye tepki gösteriyordu. Şimdi de ailemle görüşmemem için saçma sapan bir karar vermişti. Bu odadan çıkmam ise pek mümkün görünmüyordu.
Oturduğum yatakta, sinirle çıkardım babetlerimi ve bir köşeye fırlattım.
Sahi şimdi ne yapacaktım ben?
Evden birini arayıp, bu durumu anlatmam mümkün değildi. Ağabeyimin, babamın kulağına giderse hiç istemeyeceğim şeyler olurdu. Konaktan kimse de bana yardım edemezdi. Açıkçası bir kapana kısılmıştım ve o kapanın demirleri her saniye daha da daralıyor, beni iyice boğuyordu.
Gelen bildirim sesi ile yatağa fırlattığım çantaya uzandım ve içinden telefonumu aldım.
Gönderen: Yengelerin Gülü
Mesaj;
Gülüm, baban seni soruyor? Nerede kaldın?
Ah be yenge, şimdi ne diyeyim sana? Nasıl anlatayım?
İçime çöken dargınlık ile kapattım ekranı. Hiçbir şey yazmadım, yazamazdım.
**********
İlerleyen saatlerin ardından hava yavaştan kararmaya başlamıştı. Nikahın çoktan bitmiş olması lazımdı.
Odada bir sağa bir sola gidiyordum.
Bir balkonda oturuyor, bir içeri giriyordum.
Kafesteki bir kuş gibi çırpınıyordum işte, başka bir açıklaması yoktu.
Asude öğle yemeğini getirmiş ve yemek istemediğim için geri götürmüştü. Açlığı dahi görmüyordu gözlerim.
Kızıyorum kendime, birde aptal gibi umutlanmıştım. İçimde istemeyeceğim duygular yaşamaya başlamıştım. Hislerime engel olamamıştım, şimdi tam da hak ettiğimi yaşıyordum. Al işte, o hisler neredeydi şimdi? Eğer onları bulabilsem, kulaklarını çeker ve birde şimdi bakın Baran Bey'e derdim.
Aptal Maral, aptal. Bulamadın ki bir Tahir Kaleli. Kibar, naif bir adam bulamadın. Gerçi benimki de saçmalıktı, Karadenizli Tahir'i aradığım yer Urfa'nın göbeğiydi. Zaten üniversite bitince annem demişti "Bir damat bulamadın mı bana?" diye. Haklıydı kadın, bulamamıştım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ruh-u Revan
Teen FictionUrfa'da güneşin sıcağında yanan tek şey suya muhtaç toprağı değildi, yüreklerde sıcaktan nasibini almış olabildiğine yanmıştı . *************** Yapılan bir hata sonucu Maral hayatını tamamen değiştirecek olan berdele mecbur bırakılmış, ona karşı hiç...
