Medya şahsi çalışmadır, temsili yapılmıştır.
"İnsanın özgürlüğü, istediği her şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır."
- Jean-Jacques Rousseau
**********
Odadan gelen kapı sesi ile daldığım kuyudan çıktım. Belli ki konuşması bitmişti. Başımı çevirdim ve oturduğum yerden içeri doğru baktım. Karanlık odanın içinde durmuş bana bakıyordu. Onu kızdırmıştım, kendi açısından haklıydı belki de. Bilemedim...
O yorgundu, bende yorgundum.
Gözlerim üstündeki gömleğe kaydı, kan içindeydi. Saçları karmakarışık, elleri yaralı...
Bakışlarımı ondan çektim, sandalyeden kalktım ve içeri doğru adımladım. Odaya girdikten sonra balkonun kapısını da kapatmıştım.
Odanın aydınlanması ile tekrar Baran'a döndüm. Aynanın karşısında gömleğinin düğmelerini açıyordu.
Karşımda gömleğini çıkarıyordu. Şaşkınlıkla açılan gözlerim ile Baran'a seslendim.
"Baran, önümde soyunmayacaksın değil mi?"
Ayna üzerinde olan bakışları beni buldu. Hem cevap veriyor, hem gömleğini çıkarmaya devam ediyordu.
"Maral, karımsın. Farkındasın değil mi?"
Yani, evet karısıydım ama değil gibiydim de. Bizim ki bir imza idi sadece ama bunu ona söylemedim. Birşeyler söylemek için açıldı ağzım, sonra tekrar kapandı. Söyleyecek sözüm yoktu.
Ellerine değdi gözlerim. Eklem yerlerlerinden ufak deri parçaları kalkmıştı. Bazı yerler kızarmıştı. İçim burkulmadı desem yalan olurdu. Acıyla buruşturdum yüzümü. Temizlenmesi lazımdı.
Yanından geçtim ve banyoya ilerledim. Birkaç peçeteyi ıslattım ve çekmeceden aldığım yarabandı ile odaya döndüm. Gömleğini tamamen çıkarmış, yatağın üstüne bırakmıştı. Dolapta kıyafetlerine bakıyordu.
"Oturur musun?"
Seslenmemi duyunca ellerimdekilere baktı, sonra da kendi ellerine döndü bakışları. Ne yapmak istediğimi anlamıştı.
"Önemli birşey değil."
"Önemli mi diye sormadım Baran, 'oturur musun?' dedim."
Beni şaşırttı, ısrar etmek yerine yatağa ilerledi ve oturdu. Üstüne hâlâ birşey giymemişti.
Yanına doğru oturdum ve sağ eline göz gezdirdim. Sonrasında ise içimde hiç hoşlanmadığım hislere neden olan o hareketi yaptım. Sağ elini, ellerimin arasına aldım. Yüzüne ise hiç bakamıyordum ama üstümde olan bakışlarını hissediyordum.
Islak peçeteyi elime aldım, elindeki kan izini yavaşça silmeye başladım.
"Verdiğin ceza biraz ağır değil mi? Zaten hep evdeyim."
"Maral bu tartışma konusu bile değil, konuştuk ve bitti."
"Ama ben çocuk değilim, evden çıkmayacak ne demek?"
"Evet, çocuk değilsin ama çocuk inadına sahipsin."
"Baran, ne kadar öyle davranmasam da bir Hanımağa olduğumun farkındasın değil mi? Bana ceza veremezsin."
"Maral, ben bir Hanımağa olduğunun farkındayım ama sen benim bir Ağa olduğumun farkında değilsin. Ben kararı verdim ve bitti."
Bir yandan konuşuyor, bir yandan elini temizliyordum. Bu seferlik, sadece bu güne özgü olarak kendisine cevap vermedim. Zira eline değen bakışlarım, bunun sorumlusunun ben olduğumu yüzüme yüzüme haykırıyordu. Bir anda değişen duygu durumum ile konuştum;
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Ruh-u Revan
Teen FictionUrfa'da güneşin sıcağında yanan tek şey suya muhtaç toprağı değildi, yüreklerde sıcaktan nasibini almış olabildiğine yanmıştı . *************** Yapılan bir hata sonucu Maral hayatını tamamen değiştirecek olan berdele mecbur bırakılmış, ona karşı hiç...
