5 - KAVGA

324 67 226
                                        

(Medya: Murat)

Selamlarrr!

Araya birkaç bölüm sıkıştırmış olabilirim...

Bu bölümde lise bitmeden bir kavga olsun dedim, malum olaysız günümüz rast gitmiyor

O zaman iyi okumalarr

Yazardan...

Geçmiş kelimesinin ne kadar kapsamlı bir kelime olduğunu düşünmüş müydünüz? Bir geçmiş vardı ki ona hasret duyulurdu, bir geçmiş daha vardı ki hatırlanmak dahi istenmezdi; bazı geçmişler vardı ki her yönüyle en güzel anıları saklardı, fakat bazı geçmişler de vardı ki kâbusun sözlükteki anlamıyla eş değerdi. Öyle bir geçmiş içinde anılar barındırmazdı, acılar barındırırdı. Çığlıkları kulaklarda çınlatırdı. Sesler aslında yoktu ama bilinçaltı her şeyi kaydederdi. Unutamadınız mı? İşte o zaman o sizin travmanız oluyordu.

"Beceriksizin tekisin! Hiçbir şeyden anladığın yok! Doktor falan olamazsın sen, boşuna heveslenme!" diyen Perihan'ın sesi hâlâ zihninin bir köşesinde onun umutlarını köreltmek için uğraşıyordu. Kulak vermeden önündeki kitaba odaklandı. Soruyu okurken onun sesi yine susmamıştı. "Aptal bir çocuksun! Öğretmenlerin bile senden nefret ediyor!" Gözleri karşısındaki duvarla bakışıyordu. Sıkıntılı bir soluk verdi. Etrafta göz gezdirirken kadrajına rüzgâr gülü girmişti. Camın kenarındaydı ama dışarıda değildi. O rüzgâr gülü özgürlüğü hak etmiyordu. Zamanında kendisinin özgürlüğü elinden alınmıştı, şimdi de o zalim tarafta olacaktı. Rüzgâr gülünü bile tutsak edecek kadar zalim...

Önüne dönüp kalemi tekrar eline aldı ve soru çözmeye devam etti. Ancak telefonunun alarmı ötmüştü. Saat sekiz buçuktu. Okula gitmesi gerekiyordu. Oflayarak ayağa kalktı, masadaki kitapları çantasına fırlatır gibi sokuşturdu. Geceyi soru çözerek geçirmiş olmasına rağmen pek de uykusu yoktu. Çantasını omzuna asıp evden sessizce çıkmıştı, tabii yüzündeki yaraları gizlemek için maske takmayı da unutamamıştı. Bugün okulda basketbol turnuvası olduğu aklına gelince kendi kendine göz devirdi. "Saçma sapan işler," diye homurdanarak kısa sürede okulun bahçesine girmişti. Soru çözmek varken şimdi bir de zorla basketbol turnuvası mı izleyecekti? Hadi ama, bu tamamen zaman kaybıydı!

Sınıfa çıkıp çantasını sandalyeye fırlattı. Henüz kimse yoktu. İnsan müsveddesi Semih de az sonra yanında biterdi. Öyle de olmuştu. "Oo! Günaydın, Kral," dedi alayla. "Bugün benden önce gelmişsin."

İçinden bir ya sabır çekti. "Sabah sabah uğraşamam seninle," dedi başından savarak. Semih kadar gereksiz, boş laf yığıntısı bir insan daha tanımamıştı. Varlığı bile boşuna nüfus fazlalığına neden oluyordu. Vatana millete hayırlı bir vatandaş olmayacağı ise aşikardı.

"Aa, neden? Beni sevmiyor musun?" dedi dudağını çocuk gibi büzüp. "Ağlarım ama. Bak gözlerim doldu bile." Her şeyi dalgaya vurması ayrı bir psikopatlık düzeyiydi.

Murat onu duymazdan gelip kafasını masaya gömmeyi yeğlemişti. O sırada duyduğu metal sesle başını kaldırıp Semih'e bakmıştı. Elinde küçük bir bıçak vardı. "Canımı sıkıyorsun, adamım," derken oldukça rahat bir tavır sergiliyordu.

Karşısındaki Murat'ın da ondan ayrı kalır bir yanı yoktu. O bıçaktan korkmuyordu, Semih ise bıçaklamaktan. Sabahın bu saatinde hocalar da tek tük olduğu için Semih adına güzel bir fırsattı. Ancak Murat için tam tersi, sabır imtihanından başka bir şey değildi. Derin bir nefes verip arkasına yaslandı. Gözleri bıçakla Semih arasında gidip geliyordu.

Semih önce bıçağa sonra Murat'a bakıp gülümsedi. "İçinden cesur hareket diye geçiriyorsun değil mi? Ama inan bana bunun için cesur olmaya gerek yok."

Sana Rağmen... Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin