(Medya: Murat)
Çok çok çok eğlenceli bir bölüme hoşgeldinizzz!!
Bu bölümde bol bol kahkaha atmanızı ümit ediyorummm
Hemen bölüme geçelim o zamannnn
İyi okumalarr 🥰
Salondan, "Almiş çatal bıçak aldın mı!?" diye bağıran annemi, "Aldım!" diyerek yanıtladım. Annem salondayken ben balkondan ona bağırıyordum. İletişimimiz harikaydı...
Antalya'dan ailemle birlikte dönmüştüm. Onlar Ankara'yı gezmek istemişlerdi ve sonuç olarak pikniğe gidecektik. Bunun adı gezmek değildi ama daha zamanımız çoktu, gezerdik.
Piknik için son hazırlıklarımızı da yapmıştık. İnanır mısınız bilmem ama annem Murat'ı pikniğe çağırmama izin vermişti. Dozunu kaçıran bir mutlulukla bu muhteşem haberi Murat'a iletmiştim. O da uzun bir süre "Olmaz," diyerek diretmişti fakat sonuç olarak benim çabalarım sayesinde geliyordu. Ben ne kadar tatlı bir insandım ya!
Elime hamağı alıp kapıya ilerledim. Annemin, babamın, anneannemin ve dayımın hazırlanması için beklemeye başladım. Kırk saat sonra evden çıktığımızda Murat'ın apartmanın önünde bekliyor olduğunu gördüm. Adam kim bilir ne zamandır bekliyordu.
"Çok bekledin mi?" diye sordum elimdeki hamakla kimseyi incitmeme çabalarımla. Apartmandan çıkarken hamağı yatay tutmam sonucu Murat'ın suratına tahtayı geçiriyordum ki başını hemen yana kaçırdı. Sorumun cevabını alamadan vereceği cevabı da ağzına tıkmıştım. Şaşkınlıkla başını yana çekti ve, "Yok, çok beklemedim," dedi. Ya Murat tahta gözüne giriyordu hâlâ soruyu cevaplama derdinde misin cidden? Peki ben şu an neden özür dilemiyordum?
Arkamdan gelen tüm aile bireyleri Murat'a öcü görmüş gibi baktılar, ya da bana öyle geliyordu. Dayım ilginç bir şekilde en tatlı hâline büründü. "Selamünaleyküm," dedi hafif alaycı bir gülümsemeyle. Murat'ta mecbur o şekilde karşılık vermek zorunda kalmıştı. "Aleykümselam." Elimle ağzımı kapatıp gülüşümü görmelerini engelledim. Murat'ın ağzına bu kelime nedense hiç yakışmıyordu. Daha doğrusu bu kadar kibar konuşan bir adama bu kelime kaba gibi bir izlenim veriyordu.
Annem çok yüz vermeden yalandan bir gülümsemeyle arabaya ilerledi. Babamla el sıkıştılar, anneannemle de diyaloglu bir şekilde selamlaştılar. Selamlaşma faslı bitince en arkada biz Murat ile sessiz sakin ilerledik. Onun da elinde poşetler vardı. Ben hâlâ hamakla geziyordum. Ayrıca bu hamak bagaja sığar mıydı? Gözlerimi benle neredeyse aynı boyda olan tahtaya çevirdim. Kafamda bagaja sığar mı hesaplamalarını yapınca sığacağına kesin karar verdim.
Yanımda sefillik çekercesine yürüyen Murat'a baktığımda sırıttım. Zaten Eren ile Özlem de gelecekti. Hatta onların aileleri de geliyordu. Eren'in bir ablası vardı. Özlem'in ise bir ablası ve bir tane erkek kardeşi vardı. Oldukça kalabalık bir ortam olacaktı fakat Murat'ın yalnız kalıyor olması çok can yakıcı bir durumdu. O kalabalık ortamlarda bile yalnızdı. Mutlu gününde yanında olacağı bir ailesi yoktu. Yine de yabancılık çekmemesi için elimden geleni yapardım. Sırf o yalnızlığı tekrar yaşamasın diye her şeyimi verirdim.
Arabaya eşyaları yerleştirince babam şoför koltuğuna, dayım yolcu koltuğuna oturdu. Geriye kalan biz gariban dört kişi arkaya şıkıştık. Bu klasik bir Türk arabasında oturma düzeniydi. En solda Murat, onun yanında ben, benim yanımda anneannem ve onun yanında da annem. Annem yine köşesini kapmıştı. Murat'ta yabancı biri olarak algılandığı için ortaya oturtulması imkânsız bir olaydı, o yüzden mecbur en solda oturuyordu.
Annem daraldığını belli eden bir hareket yapınca anneannem Murat'a döndü. "Yavrum biraz daha kaysana," dedi ama Murat'ın gidebileceği bir yer yoktu. Zorlana zorlana biraz daha kaymaya çalıştı. Fakat burada yine yanan ben oldum... "Almina sen şöyle biraz dışarı doğru otur," dedi bu sefer de anneannem. Popomu aradan çıkartmaya çalışırken Murat'ın gülmemek için kendini sıktığını fark ettim. Çok mu komik ya? Ben burada işkence çekiyorum!
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sana Rağmen...
Novela JuvenilBiri, dünyanın henüz kirletemediği saf bir sevgiyle, her fırtınadan saklanarak büyütülmüş masum bir kız... Diğeri ise hayatın en erken yaşta bıçak gibi bilediği, acının ve şiddetin gölgesinde büyümüş yaralı bir adam: Murat... Lisenin o gürültülü, te...
