(Medya: Almina)
Aaa Almina kim acaba?? 😀
İşte beklenen kişilik...
İyi okumalar diliyorum hepinize 😘
Murat'ın anlatımıyla...
Geçen yılları rakamla dile getirmenin ne kadar kolay olduğunu yeni yeni anlıyordum. Bunca zamandır sanki öylesine yaşamıştım. Belki hâlâ öylesine yaşıyordum ama hayat için bir çabam vardı. Hayır, bu umut değildi, sadece belli başlı hedeflerden söz ediyordum. Mesela doktor olma hayali gibi. Dile kolaydı fakat hayata geçirmesi oldukça zordu. Zaten yaşamanın temel kuralı da buydu. İlk önce her zaman kolay olandan başlardın, yani hayal ederdin. Daha sonra sıra gerçekte de bunu uygulamaya gelirdi. İşte o zaman hissederdin büyük bir imtihanda olduğunu. Ben bunu her dakika hissetmiştim. Gerek ailem olsun, gerek arkadaş ortamı olsun, her konuda ciddi anlamda sıkıntı yaşamıştım.
Şimdi ise tek yaptığım beklemekti. Üniversite sınavına girip bu şehirden bir önce gitmeliydim. Nefes alamayacak kadar dar geliyordu Antalya’nın havası. Yanımda yürüyen Almina’nın bu şehre olan sevgisine nazaran ben bu şehirden nefret ediyordum.
Sıradan bir okul çıkışında en yakın olduğum insanla beraber eve yürüyorduk. Bu kişi daha demin bahsettiğim Almina’ydı. Şu hayatta güvendiğim ilk ve tek insan olabilirdi. Yapmacık olmayışı, samimi davranışları bana güven veriyordu. "Sınava bir ay kaldı," dedi gözlerini bana çevirerek.
Başımı sallamıştım. "Ailenden ayrılacağın için üzgün müsün?" diye sordum.
Dudağını kararsız bir şekilde büktü. "Daha hiçbir şey belli değil ki. Ha tabii şehir dışında okuyabilirsem onları çok özlerim. Yine de yaz tatillerinde görmeye gelirim," deyip ekledi. "Sen üzgün müsün peki?" Çok…
Sustum. Bir süre yeri izleyerek yürümeye devam ettim. "Hayır," diyebildim en sonunda. Gayet nettim. Hem neden üzgün olayım ki? Aksine bir katilden kurtulacağım için mutluydum. Katil dediğim kişi ise tuhaf bir şekilde babamdı. Herkes babasından bahsederken yüzünde güller açardı ama bana gelince hep bir duraksama olurdu.
Almina'nın ifadesinde şaşkınlık belirdi. "Neden?" diye sordu.
Aslında bu soruya verebileceğim çok fazla cevabım vardı ama yine hepsini yuttum. Ne biliyorsam içime atma konusunda epey bir gelişmiştim. Umarım bir gün içimde tutuklarım yüzünden birine patlamazdım. "Ailemle aram pek iyi değil," dedim ve "Gerçi aile denir mi bilinmez," diye mırıldandım.
Kaşlarının çatıldığını gördüm. "İstersen benimle paylaşabilirsin. Ne bileyim... mesela annen nasıl biri?" diye sorunca ilk defa anneme üzülmediğimi fark ettim. Yokluğuna alışmışımdır belki. Hoş, varken de yok gibiydi zaten.
Almina'yı fazla bekletmeden, "Annem uzun zaman önce vefat etti," dedim.
Söylediğim cümle onun durmasına sebep olurken şaşkınlığını bir kenara bırakıp yürümeye devam etti. "Şey, ben bilmiyordum... Üzdüysem kusura bakma," dediğinde kendini suçlu hissetmemesi için hemen atıldım.
"Yok üzmedin, sorun değil," dedim. Annem için üzülmenin bir yere varmayacağını küçükken öğrendiğim için fazla takmıyordum. Eminim o da benim için üzülmemiştir. "Her neyse... Sen anlatsana aileni."
Ailesinden söz edince yüzünde bir gülümseme peyda olmuştu. "Ben ailemi çok seviyorum, yani iletişimimiz çok iyi. Herkesin olduğu gibi benim de birtakım kötü anılarım var elbette. Onun dışında biz çok mutluyuz." Dinledikçe ısınıyordum ve bu da gülümsememi sağlıyordu. Hayret, bana da gülümsemek nasip olmuştu. Aylar sonra ilk defa…
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sana Rağmen...
Fiksi RemajaBiri, dünyanın henüz kirletemediği saf bir sevgiyle, her fırtınadan saklanarak büyütülmüş masum bir kız... Diğeri ise hayatın en erken yaşta bıçak gibi bilediği, acının ve şiddetin gölgesinde büyümüş yaralı bir adam: Murat... Lisenin o gürültülü, te...
