56 - AY IŞIĞI

49 30 0
                                        

Ufuk Beydemir - Ay Tenli Kadın

Yeniden biz geldikkkkk

Kalan bölümlerin hepsini bugün yayınlayacağım... Eğer art arda okursanız, bugün bu hikayenin son buluşuna şahit olacaksınız 🤧

Nasıl isterseniz artık bebitolarım, eğer hazır hissediyorsanız bugün çok rahat bitirirsiniz

Bundan sonraki bölümlerin başına artık böyle giriş de yapmayacağım, ciddi ciddi bunlar son satırlar yani. Bir tek finalin başında size mental sağlık kontrolü için destek verebilirim.

O zaman hazırsanız (değilsiniz değilsiniz) bölüme geçelim... (geçmeyelim be)

Besmele çekmeden başlamanızı önermem. Akıl sağlınız için besmele önemli, Allah sizi korur.

Hadi bismillahirrahmanirrahim...



Sabah ışığı odanın tül perdelerinden süzülürken, içeriye ince bir süt beyazı serpiyor, duvarlara huzurun gölgesini bırakıyordu. Evde öyle tatlı bir sessizlik hâkimdi ki, nefesimin bile ritmini bozmaktan çekiniyordum. Hafifçe aralanmış camdan içeri dolan serin yaz rüzgârı, odanın ortasında duran beşiğin tülünü uçuşturuyor, pamuk gibi ince kumaş dans ederken yanımdan gelen o minik, tarifsiz soluk sesleri kulağıma fısıldıyordu.

Uzay.

Benim dünyamın tam ortasına, bir ömürlük sessizlikle düşmüş o mucize... Kucağımda uyurken teninin sıcaklığı, minik ellerinin parmaklarımı sımsıkı kavrayışı, her şeyi unutturuyordu. Düşünmeyi, dert etmeyi, korkmayı... Sadece varlığıyla başarıyordu bunu, çok ilginç değil miydi?

Mutfaktaki kek kokusu koridordan yavaş yavaş salona taşarken, bir yandan elimi Uzay'ın sırtında gezdiriyor, diğer yandan başımı usulca yana eğip saçlarının arasına gömülüyordum. Tarçınlı elmalı kek fırında kabarıyor, vanilyayla karışan kokusu evin içinde bir annenin masalı gibi dolaşıyordu. Her şey fazla güzeldi, huzurluydu, gerçekti.

Minicik bir homurdanma duydum sonra. Uzay, uykusunda kaşlarını hafifçe çattı, dudaklarını büktü. Gülümsemiştim onun surat ifadesine. "Baban yanaklarını ısırmak isterken haklıymış sanırım," dedim gülümsemem büyürken. Sözlerim ninni gibi döküldü dudaklarımdan, yumuşacık bir sessizlikle.

Koltuktan yavaşça doğrulup onu omzumda taşıyarak mutfağa geçtim. Üzerinde pastel tonlarda sevimli figürler olan önlüğümü takarken, bir elim hâlâ onun sırtındaydı. Isıtıcıdan çıkan çayın sesi, fırındaki kekin çıtırtısıyla karışıyor, mutfak tam bir anne-bebek hikâyesine dönüşüyordu. Bu kadar basit şeylerin insanın içini bu denli ısıtabileceğini, bu kadar büyüleyici olabileceğini daha önce hiç fark etmemiştim. Belki de asıl büyü zaten buydu.

Uzay yeniden mırıldandı. Hemen yüzüne baktım. O an, o bakışı içimi ısıtmıştı. Allah'ım... O minik gözlerin içinde bütün evren saklıydı sanki. "Babanın kopyası olmayı nasıl başardın acaba?" dedim kısık sesle gülerek. "Ama o senden daha az tatlı, söyleyeyim." Bu kadar iyi bir eş olma ya, nazar değecek.

Sanki beni anlamış gibi dudakları yukarı kıvrılmış, bebeksi gülüşüyle bana dil çıkarmıştı. Tam o sırada kapıdan anahtar sesi gelmişti. Uzay'ın varlığından beri asla kapıyı çalmıyordu, çünkü oğlumuz her dakika uyuyordu. Normal günlerde sırf kapıdan girer girmez beni görmek için kapıyı çaldığını söylemişti fakat artık o normal günler geride kalmıştı. "Hoş geldin, hayatım!" dedim neşeyle.

Montunu çıkarırken bana gülümsedi. "Hoş buldum, güzelim." İçeri girince ilk benim yanağımdan, daha sonra da Uzay'ın alnından öpmüştü. "Oğlum," dedi yumuşak sesiyle. "Bugün uyumamana çok şaşırdım. Her şey yolundadır inşallah." Uzay yine çocuksu bir kıkırtı çıkarmıştı. Murat'ta gülüp yanaklarından küçük bir makas aldı. "Yerim senin gülüşünü, çocuk," deyip minik ellerinden de öpmüştü.

Sana Rağmen... Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin