7 - SINAV

240 63 115
                                        

(Medya: Almina)

Söyleyecek bir şey bulamıyordum. Artık her şeyi biliyor olması içimdeki duyguları dalgalandırıyordu. Derin bir nefes alarak denizin kokusuyla kendimi sakinleştirmeye çalıştım. Sanki az önce koşmuşum da nefes nefese kalmışım gibi bir his ele geçirmişti bedenimi.

"Almina," diyen sesi ciddiyet yüklüydü. Bakışlarımı kumlardan ayırıp ona çevirdim. Bakmamla sertçe yutkunmuştu. "Ben sadece korkuyorum. Seni kırmaktan, sana zarar vermekten, seni de kendime benzetmekten korkuyorum. Seninle tanıştığımız ilk gün bile bundan korkmuştum, çünkü o güne kadar kimseye bir iyiliğim dokunmamıştı, aksine insanlara zarar veriyordum. Sana da bunu yapmaktan deli gibi korkuyordum ve hâlâ da korkuyorum. Benimle bir ilişkiyi hayal edebilecek kadar bana güvenmen bile beni korkutuyor. Sen gerçekten bunu istediğine emin misin?" dedi şüpheyle. "Ben kendimden emin değilken sen benden nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"

Birkaç saniye ne cevap vereceğimi düşündüm. "Hisler diyelim... Hem insan arkadaşını tanımaz mı? Ben seni tanıyorum ve bunu yapabileceğini çok da iyi biliyorum." Cevap vermeyince devam ettim: "Eğer gerçekten istemiyorsan dürüstçe söyleyebilirsin. Ben sadece bilmeni istedim. Okul bitince birbirimizi göremeyiz büyük ihtimalle. O yüzden sınavdan önce söylemem daha iyi olurdu benim için. Karar senin, zorlama yok. Olamaz da zaten. Arkadaş kalmaya da devam edebiliriz, benim için problem değil."

Düşünceli ifadesiyle denizi izlerken telefonu çalmıştı. Gözlerimiz aynı anda telefonun ekranına odaklandı. Babam arıyor yazıyordu ekranda. Murat'ın telefonu elinin arasında sıktığını fark ettim.

"Neden engellemiyorsun?" diye sordum bakışlarımı tekrar yüzüne çevirerek.

Acılı bir gülümsemeyle, "Denemedim mi sanıyorsun?" dedi telefonu sıkmaya devam ederken. "Akşam olunca kıyameti koparıyor." Bunlara alışmıştı. Doğal bir şeymiş gibi geliyordu ona. Oysaki onun bunları hak etmediğinden emindim.

"Polis..." derken ne diyeceğimi anlayıp atıldı.

"Gidemem," dedi sıkıntıyla. Ardından, "Her neyse. Boş ver, konuşmayalım bunları," diyerek geçiştirdi.

Böylesine iyi yetişmiş birinin ailesinin bu kadar kötü olması beni şaşırmıştı. İyi yetişmiş diyordum ama aslında o kendi kendine öğrenmişti her şeyi. Daha doğrusu anlattığı kadarıyla öyle anlamıştım. "Peki," dedim sakin bir sesle. Şimdi ne konuşacaktık?

"Kalkalım mı?" diye sorunca başımı aşağı yukarı salladım. İlk Murat kalktı yerden. Ben de kalkmaya çalıştım ama ayağım kayınca tekrar yere oturdum. Murat elini uzatmıştı kalkmam için. "Dikkat et," dediğinde utanarak elini tuttum ve yerden kalktım.

"Ayağım kaydı ya. İsteyerek olmadı," dediğimde duraksadım. İsteyerek olmadı mı dedim ben? Ne saçmalıyordum? Salak!

Murat'ın burnundan güldüğünü duyduğumda, "Tabii, gördüm ben yanlışlıkla oldu," demesiyle ona döndüm. Ama ayıp ya, daha dakika bir gol bir! Hemen de dalga geçilmez ki.

Utançtan kafayı sıyırmak üzereydim. "İstemsizce söyledim onu," dedim fakat bunu da neden söylediğimi bilmiyordum. Açıklama yapma zorunluluğum varmış gibi utanç duygum bana içten içe baskı yapıyordu.

"Fark ettim, o da yanlışlıkla oldu," deyince somurttum. Rezil olmuştum ve Murat bunu kullanmayı çok sevmişti.

Bir dakika, bir dakika... Murat beni reddetmemişti. Düşüncelerimi yanlışlıkla dışıma vurmuştum. "Ee, beni reddetmedin..." derken reddetmek kelimesine gelince sesimi kısmıştım. Duymuş mudur ki? Yok kanka, adam sağır duymuyor. Herhalde duydu seni salak! Neden bir işe girişince her şeyi berbat ediyordum ben? Allah beyin vermiş ama kullanıma kapalı seninki. Durup iç sesimle kavga edemezdim, zira Murat deli olduğumdan gerçek anlamda şüphelenecekti.

Sana Rağmen... Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin