Bölümün başında da sonunda da çok sevgili arkadaşım Yağmur'dan bahsetmiş olacağım ama onun gibi şuraya bir HELLOOO!!!✨ patlatmak isterim dhdjdbdb
Harika bir bölüm olduğunu düşünerek sizi bölüme alalım... (Korkmayın yüreğinize inecek olaylar yok, ama şüpheli 🫣)
Geçmiş...
Gecenin sessizliğinde korkutucu bir koku geziyordu. Evet, bu gerçekten korkunç bir kokuydu. Murat kokuyla beraber hızlıca yattığı yatağından doğruldu. Bu koku... Neydi?
Yanık kokusu...
"Baba," dedi korkuyla etrafa bakarak. Yanık kokusu gittikçe artıyordu. İçeriden Veysel'in, Ebru'nun ve Deniz'in telaşlı sesleri geliyordu.
"Kızım hadi yürü!" diye bağırıyordu Veysel. Evdeki herkes oradan oraya kaçışıyordu, zira evde yangın çıkmıştı.
Murat hızla ayağa kalkıp odasının kapısını açmaya çalıştı fakat kilitliydi. "Baba!" diye seslendi. Evdeki sesler uzaklaşıyordu. "Baba beni bırakma, n'olur!" Gözleri korkudan dolmaya başlamıştı. Alevler odasına doğru yol alırken küçücük dört duvar arasında kalmış, bir umut bekliyordu. "Baba korkuyorum..." Sesi çok çaresizdi. Hiçbir şey yapamıyordu. Gözleri babasından gizlice eve soktuğu rüzgâr gülüne kaydı. Onun yanmasına izin veremezdi. Gidip hızlıca eline aldı rüzgâr gülünü. Öldüğünü sandığı annesinin bu rüzgâr gülüne hapsolan bir ruh olduğunu varsayıyordu. Tek tesellisiydi bu rengârenk oyuncak. Ona sıkıca sarılıp pencereye doğru ilerledi. Amacı alevlerden olabildiğince kaçmaktı.
Her taraf zaman içerisinde tupturuncu olmuş, dumanlar artık Murat'ı zehirlemeye başlamıştı. Öksürerek pencereyi açmaya yeltendi ama onu da açamamıştı, Veysel ona bile kilit taktırmıştı. Gözyaşları içerisinde camı yumrukladı. "Yardım edin!" Yanan evin tavanı dökülmeye başladığında dudaklarından bir çığlık koptu. Her yeri fena halde titriyordu. Nefes almakta ise güçlük çekiyordu. "Anne..." dedi rüzgâr gülüne bakarak. "Buradasın değil mi?" Rüzgâr gülü cevap vermemişti, daha doğrusu herhangi bir rüzgâr olmadığı için dönmemişti. Murat kendini teselli etmek için eliyle rüzgâr gülünü döndürdü. İyice güçsüzleşmişti. Gözleri kaymaya başlarken kapının tekmeyle kırıldığını duymuştu. Ağlayarak gelen bir kadını hayal meyal gördü. Kısık sesle, "Anne..." diyerek feryat etmişti. Ağlayan kadın ise Murat'ı kucağına alıp, "Oğlum," demişti. Ancak duman yüzünden çoktan bayılmıştı, hatırlaması mümkün değildi...
Ankara'da ilk hafta...
Deniz'in ölümü üzerinden pek bir vakit geçmemişti. Hâlâ yarası tazeydi, üstüne bir de yeni bir şehire alışmak zorundaydı. Bazı şeyler çok üst üste geliyordu. "Biliyor musun..." dedi karşısında duran rüzgâr gülüne. "Bazen... Çaresiz ruhların tek sığınağı olur rüzgâr gülleri. Senin gibi," derken hitap ettiği kişi Deniz'di. Rüzgâr gülüne sığınmış bir çocuktu o artık. "Bir gün benim gibi..."
Rüzgâr gülü cevap olarak hızlıca dönmüştü. Murat'ta Deniz'in şu an burada olduğunu varsayıp gülümsemişti. "Özür dilerim. Sana ölümü babamdan önce ben tattırdım." Kendi kendine güldü. "Beklemezdin değil mi benden?" Bu sefer de burnundan gülmüştü. "İnanır mısın, ben de kendimden beklemezdim... kardeş katili olmayı."
Ağır ağır dönmeye başlayan rüzgâr gülünü izledi. Deniz'in ruhu hâlâ buradaydı, bu rüzgâr gülünde saklıydı. Dediği gibiydi işte... Çaresiz ruhların tek sığınağıdır rüzgâr gülleri...
Yazardan... (Aylar sonra)
Yıllar geçmişti, arkadaşlıkları bozulmamıştı. Hatta birbirlerinin mutluluklarına şahit olmuş, o mutlu günlerde hep bir arada durmuşlardı. Arkadaşlık yeri geldiğinde güçlü bir duvar iken yeri geldiğinde hayatınızın en büyük hatası ve yıkımı olabiliyordu. Karar yine size bağlıydı, doğruyu seçmek sizin elinizde olan bir şeydi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sana Rağmen...
Ficção AdolescenteBiri, dünyanın henüz kirletemediği saf bir sevgiyle, her fırtınadan saklanarak büyütülmüş masum bir kız... Diğeri ise hayatın en erken yaşta bıçak gibi bilediği, acının ve şiddetin gölgesinde büyümüş yaralı bir adam: Murat... Lisenin o gürültülü, te...
