Görkem'den
Pazar günü saat 10 gibi ablam kahvaltıya çağırmak için beni uyandırdı. Pazar kahvaltısı gibisi yoktu. Hemen elimi yüzümü yıkayıp mutfağa gittim ve sandalyeye yerleştim.
Annem menemen yapıyor, ablam çay koyuyordu. Babamsa sandalyede telefondan haber okuyordu.
"Anne, yemeğe yardım etmeyen bir erkekle evlenirsem beni vurun." dedi ablam.
Babamla bana laf atıyordu ama babam sadece okuma gözlüğünün üstünden ablama baktı ve telefondan gazete okumaya devam etti.
Menemen sofraya gelir gelmez elime geçen ilk ekmek parçasıyla menemene daldım. Yemekle o kadar meşguldüm ki annemin bana baktığını birkaç dakika sonra fark ettim.
"Ne oldu?" diye sordum anneme.
"Kaşındaki yara bandı çıkmaya başlamış." dedi annem.
"Öyle mi?" diyerek kaşımdaki yara bandıyla oynamaya başladım.
Ablam "Iyy, sofrada uğraşma şununla." derken yara bandı elime geldi.
Az önce tiksinmeyle bakan ablam bu kez gülerek "Kaşın yamulmuş." dedi.
"Dalga geçme." diye çıkıştım.
Annemle babamın ciddi yüz ifadesini gördükten sonra kalkıp koridordaki aynanın karşısına geçtim.
Gerçekten de yaralanan kaşımda bir değişim vardı. Normal kaşım düz giderken yaralanan kaşımın ucu biraz daha sert şekilde aşağı iniyordu. Ancak birinin bunu fark etmesi için uzun uzun yüzümü incelemesi gerekirdi.
"Bir şey yokmuş ya." diyerek mutfağa döndüm ve kahvaltıma kaldığım yerden devam ettim.
Kahvaltıdan sonra oyun oynamak için bilgisayara geçtim. Saat 13 gibi Eray geldiğinde hala oyundaydım.
"Adam sağında lan. Görmüyor musun?" derken telefonum çaldı. Arayan Eray'dı.
Bir yandan oyun oynamaya devam ederken telefonu açtım.
"Eray geldin mi?"
"Geldim açsana kapıyı."
"Bekle geliyorum." deyip telefonu kapattım.
Oyundakilere "Beyler ben 2 dakika afk." yazdım ve apartman kapısını açtım. Birbirimizin evine geldiğimizde kapı zili yerine mesaj atmak veya telefonla aramak geleneğimiz olmuştu. Pek pratik değildi ama biz buna alışmıştık.
Eray'ı evin kapı girişinde beklemeye başladım. Merdivenlerden çıkarken nefes nefese kalışı apartman boşluğunda yankılanıyordu.
O sırada babam yanıma gelip "Hayrola kimi bekliyorsun?" diye sordu.
"Eray geldi. Proje ödevimiz var. Onu yapacağız." dedim.
Babam da bir yere gidecekmiş gibi hazırlanıp giyinmişti.
"Nereye gidiyorsun?" diye sordum.
"Dükkanda ufak bir işim var. Dün motosikletini düzelttiğiniz çocuk rica etti. Motoru bugün acil alması gerekiyormuş."
"Kolay gelsin baba."
O sırada nefes nefese kalmış Eray'ı gördük.
Lisenin başından beri yakın arkadaş olduğumuz için öncesinde çok kez birbirimizin evini ziyaret etmiştik. Haliyle ailelerimiz de tanışıyordu.
Babam Eray'ı görünce "Hoş geldin Eray, İyi dersler gençler." deyip merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Babam biraz uzaklaştıktan sonra Eray "Oğlum şu aidatınızı ödeyin de asansörünüzü tamir ettirin." dedi.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Hâlâ Otobüste Misin? | Yarı Texting
Teen FictionO da kendisine ne olduğunu bilmiyordu ama ilk gördüğü anda tutulmuştu kıza. Nedense onunla deli gibi konuşmak istiyor ama bir yandan da ona yaklaşmaktan çekiniyordu. En son bir yol buldu bulmasına da... Her şey Sena'nın uzun zamandır bindiği otobüst...