27. Yalanlar ve Yalancı

63 9 0
                                    

Keyifli okumalar dilerimm

Başlamadan oy vermeyi unutmayın lütfen

Yazım yanlışı var mı diye kontrol ettim fakat gözden kaçırdığım olmuş olabilir varsa kusura bakmayın görürseniz paragrafa yorum bırakırsanız sevinirimm

Satır arası yorum bırakırsanız sevinirim
_____________________________________________

Yalan, en güçlü maskedir. Kullanmasını bilene tehlikeli bir silahtır. Yalanın rengi yoktur, şeffaf değil fakat kapkaranlıkta değil. Söylenilen her yalan dilimizde acı bir tat bırakır, aynı acılık karşı tarafın kalbinde oluşmaya başlar. Başvurulması gereken son yoldur çıkışı olmayan. Yalan, yoluna düşeni içine çeker ve yasak olanın verdiği tatmin edici zehri akıtır insanın kalbine. İnsan kanar, insan üzülür, insan ağlar, insan kandırılır... Ne olursa insana olur, yalan ise varlığını sürdürür.

"Yalan, insanın avucunun içi gibi bildiği bir haritadır."

Demir Karan Aksoy

Büyük bir tuzağın içindeydik ve kapana kısılmıştık. Her an her yerden bir saldırı gelebilirdi, neyse ki kalabalıktık ve hazırlıklıydık. Diğerleri bizden biraz uzaktaydı ve oraya gitmemiz gerekiyordu çünkü Aydın'ın tesisine yaklaşırken yanıma çok fazla kişi almamıştım.

Buradan gider gitmez tesisimde olan ve arkamdan iş çeviren o kişiyi bulacaktım ve bunun sonu onun için hiç iyi olmayacaktı. Korumaların bazıları tesis güvenliğini sağlamak için gelmemişti. Aramızda ki casus belki şuan tesisteydi belki de buradaydı.

"Dönüyoruz, dikkatli olun."

Herkes silahlarını çekmişti, neyse ki gelmeden önce herkes kurşun geçirmeyen çelik yelek giymişti. Vücuda gelmesi neyse ama eğer kafamıza nişan alırlarsa işimiz yaştı. Bacak kısmına denk gelmesi de tehlikeliydi çünkü düşen kişiyi almak için duracak vaktimiz olmayacaktı.

Etrafa alıcı gözlerle bakarak ilerlemeye başladık. Açık alandan gitmektense ağaç gibi yerlerin gövdesine sığınarak ilerlemeye başladık.

Çok geçmeden gözümün önünden bir şey geçtiğini hissettim. Nereden geldiğini anlamak için çevreme baktım fakat tek gördüğüm korumalarımın hemen kalplerinin üzerinde olan kırmızı ışıklardı. Kendi üzerime baktığımda aynı ışığın benim de kalbimin üzerinde olduğunu gördüm.

"Koşun!" diye bağırdım. Ne olduğunu o an fark ettiler ve koşmaya başladılar. Saklanmak için yeterli alan yoktu. Saklansak bile hedef haline gelirdik çünkü dört bir yandan ışıklar geliyordu. Biz koşmaya başlayınca silah seslerinin gelmesi de bir oldu. Koşarken etrafıma bakıyor ve yerlerini tespit etmeye çalışıyordum. Hemen yanımda koşan Baran'ın başında bir ışık görünce "eğil," diye bağırarak kafasını tuttum ve ikimizinde eğmesini sağladım. Başımın üzerinde rüzgar gibi bir hisle bir şey geçtiğini hissedince doğruldum.

Baran istifini bozmadan koşmaya devam etti ki şuan için en mantıklısı buydu.

Arkamızda sanki kıyamet kopuyordu. Merminin değdiği topraktan hava bulutu yükseliyordu. Taşlar parçalanıyor ve parçaları yükseğe fırlıyordu. Ağaçların bedenlerinde oyuklar açılmıştı. Bir mermi ayağımın hemen ucuna, toprağa isabet etti. Ekibin geri kalanını gördüğümde onlarda bizi fark etmişti ve bir sorun olduğunu anlayarak silahlarını hazırlamışlardı. "Araçlara binin," diye bağırdığımda minibüsten biraz daha küçük olan araçların içine girmeye başladılar. Her aracın sürücü koltuğuna biri geçtiği için biz varınca bunun için oyalanarak vakit kaybetmeyecektik.

Kanlı Geçmiş Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin