on iki

575 7 9
                                        

"Arkanı dön."

Titreyen çıplak bedenime sardığım kollarım, utancımdan vücudumun yanmasını ten üstüne değen tenle daha da arttırırken yutkundum. Damien, çekmecesini açmak için kullandığım ince bıçakla geceliğimi tek hamlede ortadan ikiye ayırarak beni çırılçıplak bir şekilde yatağına yatırmıştı. Beni yatırdığı halde kendisi altında sadece pantolonuyla yatağın ucunda kıpırdamadan durmaya devam ediyor, vücudum yerine pembeleşen ve kaskatı kesilen suratıma bakıyordu.

"Lütfen yapma."

"Dön dedim."

Tanrıdan bir çok kez yardım istemiş ve çoğuna da karşılık bulamamış olsam da içimdeki çaresiz inanç göklere yalvarmaya devam ediyor, beni bu şeytanın pençelerinden alması için yalvarıyordu. Onu çok zorladığımın farkındaydım, hatta onu bu kadar kısa sürede bu denli zorlayan tek kişi, tek kadın olabilirdim ve eninde sonunda cezam kesilecekti. Aramızda sevgiyle oluşmuş bir tutku ya da hoşlantının, saf duyguların hiçbir hali yoktu. Aksine birbirlerine ters doğalarımız, amaçlarımız ve tutkularımız varken bizi ortada kesiştiren hiçbir şey yoktu. Damien boynumu öptüğü gece bile dudakları sopsoğuk, insanın kan akışından vücuduna yansıyan hazzın sıcaklığından uzaktı. Nefsini oldukça köreltmiş gözü sadece amaçlarından daha ilerisini gören bu kan dondurucu savaşçının kalbinde veya herhangi bir uzvunda kadınlara aktarılabilecek bir duyusu yoktu ama benim vardı. Damien bunu kullanabilecek kadar sevmiyordu beni, kadın olarak ilgisini çekebileceğim bir cazibeye sahip değildim sadece içi doldurulmuş bir av kuklasıydım ona göre.

Kaz tüyü yastığa yaslanmış dağınık koyu buklelerimin kokusu çıplak bedenimi yavaşça hareket ettirerek arkamı döndüğümde burnumun yastığa değmesiyle içime çekilmiş ve benim olan her şeyden nefret etmiştim. Küçük bir çocuktan bir tane şeker alıp onu ağlattığınızda bir kavanoz şeker de verseniz ağlaması durmazdı çünkü kaybedilen şeyler yerine bir daha konulmayacak kadar değerli olabiliyordu. Benim tanrının öğretileriyle ve iffetimi korumayı öğrenmekle geçen çocukluğum ise değerli bir şeyi kaybedecekmiş gibi korkuya kapılmış, yüzümü bastırdığım yastık ateşimden yanmaya başlamıştı. Artık Damien'i göremediğim için ne yapacağını bilemeyen bedenim o kadar kasılmıştı ki, odasındaki heykellerden birine dönüştüğümü hayal etmiştim. Keşke bir heykele dönüşseydim ve onun hiçbir dokunuşunu, varlığının yaydığı kötülüğü hissetmeseydim. Damien, arkamı dönüp tamamen savunmasız bir şekilde yatağına yatmama rağmen hala bana dokunmamış ve tek bir kelime etmemişti. Kendimi sakinleştirmek adına derin bir nefes almaya çalışsam da bastırdığım yüzüm buna izin vermemişti, yapacağı hiçbir şeyi görmek istemiyordum.

"6 yaşında ilk savaşıma nerede katıldım biliyor musun, Darcy?"

Boğuk ve avdan geldiği için yorgun olan sesi odada yankılanıp bana çarptığında hala yatağın ucunda durduğunu anlayabilmiştim. Ben titremekten ve korkudan cevap veremediğimde devam etti.

"Belga'da." Derin bir nefes aldı ve pantolonun kemerine bağlı kılıcının kılıfından çıktığını anlayabileceğim kadar keskin, kısa bir demir çığlığı yankılandı. Yapabileceği şeylerin sınırı yoktu fakat bana sahip olmasındansa öldürmesi daha iyi bir seçenekti, bunu zevkle kabul ederdim.

"Babam ölülere katı bir hristiyan olmasına rağmen saygı duymaz fakat o zaman başkomutan olan amcam bir Belgalı leşine bile saygı duyardı."

Ülkem ve insanları hakkında dedikleri kanıma dokunsa da kral babam ve üvey annem yüzünden benim de çok milliyetçi yetiştirildiğim söylenemezdi. Kimliğimi aşağılayarak beni ezmeye devam etmesine aldırmıyordum çünkü korkuyordum ve sivri dilimi bile açacak durumda değildim.

darcyHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin