6

1.4K 139 19
                                        

Karşımda ağzı açık bir şekilde beni dinleyen arkadaşıma göz devirdim. "Daha kaç dakika şaşıracaksın?"

Hoseok omzuma vurup kaşlarını çattı. "Şaşırılmayacak bir şey anlatmışsın gibi davranma. Adam açıkça seni kıskanmış."

Evet beni kıskandığını anlamayacak kadar salak değildim fakat bunu neden yaptığını anlamıyordum. Daha 2 hafta önce beni göndermeye çalışırken şimdi de koruma ihtiyacı mı duyuyordu emin değildim.

Duyguları konusunda karışık bir adam olduğu belliydi. Bir duygusu olduğunu bile anlamayacağım tarzda bir adamdı.

Hoseok'un söylediklerine karşılık vermeden başımı salladım ve düşüncelerime daldım. Jungkook'un davranışları gerçekten kafamı karıştırıyordu. Geçen haftalarda bana karşı olan soğuk ve mesafeli tavrı, birdenbire yerini koruyucu ve kıskanç bir hale bırakmıştı. Onun duygularını anlamak, bir labirentte yol bulmaya çalışmak gibiydi; her dönüşte bir başka engel, bir başka gizem.

"Belki de sadece baskı altında," dedim sessizce, kendi kendime açıklama getirmeye çalışarak.

"Belki de," diye onayladı Hoseok, "ama seni koruma içgüdüsüyle hareket ettiği çok açık. Bir şeyler hissediyor olmalı."

İçimde beliren huzursuzluk, hislerimi daha da karmaşıklaştırıyordu. Jungkook'un bu ani değişimi, bana olan duygularını mı yansıtıyordu, yoksa sadece işin getirdiği bir sorumluluk muydu? Kafamdaki soru işaretleri arasında boğulurken, her şeyin bir mantığı olup olmadığını sorguluyordum.

Hoseok'un bakışları altında kendimi toparlayarak derin bir nefes aldım. "Bunun arkasında ne olduğunu öğrenmem gerekiyor," dedim kararlı bir sesle.

Hoseok gülümsedi ve omzuma hafifçe vurdu. "İlk başta o telefon konuşmasını duyduğunda konuşsaydın her şey yolunda olacaktı! Demiştim ben işte."

Kafamı arkama yaslayıp ağrıyan şakaklarımı ovdum. Karakola girdiğimden beri hem mental hem de fiziksel olarak çok yorulmuştum. Ellerimin yerinde Hoseok'un ellerini hissettim. "Keşke adını yazdırmasaydın bebeğim. Çok yoruluyorsun."

"İyiyim ben. Merak etme." Elleri yavaşça başımı ovarken gitgide mayışıyordum. Tam gözlerim kayarken salonda telefonumun arama sesi yankılandı.

Telefonumun sesi salonda yankılandığında, Hoseok'un elleri bir an duraksadı. Gözlerimi açıp ekrana baktığımda, arayanın Jungkook olduğunu gördüm. Hoseok'un bakışları altında hızlıca telefonu açtım.

"Ne oldu, Jungkook?" diye sordum, endişeyle. Bu saatte araması beni korkutmuştu.

"Taehyung, acil olarak karakola gelmen lazım. Yeni bir şüpheliyi yakaladık ve hemen sorgulamamız gerekiyor," dedi aceleyle.

"Tamam, geliyorum," dedim ve telefonu kapattım. Hoseok'a döndüm. "Hemen gitmem lazım. Önemli bir durum var."

Hoseok başını salladı ve bana destek verici bir gülümseme yolladı. "Dikkatli ol, Taehyung."

Karakola vardığımda, Jungkook beni kapıda karşıladı. Gözlerinde ciddi bir ifade vardı. "Hemen içeri gel," dedi, beni kolumdan tutarak sorgu odasına doğru götürdü.

"Kim bu yeni şüpheli?" diye sordum nefes nefese kalmış bir halde.

"Emily'nin patronu," dedi Jungkook. "O, Emily'nin çalıştığı genelevin sahibi. Onu izini sürerek bulduk ve şimdi sorguya alıyoruz."

Odaya girdiğimizde, karşımızda oturan adamın gözleri sert ve meydan okuyucuydu. Jungkook ona döndü ve gözlerinde bir parça öfke parıldadı. "Adın nedir?" diye sordu soğuk bir tonla.

ColpoHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin