22

39 6 25
                                        

Sessizlik...

Çaresiz, zavallı, aciz bekleyişim...

Kapının önünde yerde oturmaktan başka hiçbir işe yaramayan ben...

Ve ona tüm ruhuyla aşık olduğunu, onsuz bir hiçten öte olacağını şimdi daha iyi idrak edebilen, ben...

Kapının yavaşça açılma sesini duyduğumda, sesle uyuşan dizlerimden başımı kaldırmadım. Alacağım haberi Sion'un gözlerinden okumak istemiyordum. Korkuyordum bana ölüm gibi bakmasından... Gözlerindeki acıyı, acımayı görmekten korkuyordum.

Bacağımda hissettiğim dokunuşla başımı kaldırdım. Sion'un ilk defa gördüğüm üzgün gözleri bana bir şey söylemeye hazırlanırken bakışlarımı yere sabitleyip hızla ayağa kalktım ve "Söyleme..." dedim odaya gidip gitmeme arasında kalırken.

Odanın açık kapısında durdum ve yatağa baktım. Yatıyordu. Sanki uyuyormuş gibi... Sanki dün gece çok yorgunmuşta saatlerce uyuyacakmış gibi...

Yavaş adımlarla yatağa varıp ona baktım. Boğazımdaki yumru çığlık atmak isterken, susturdum onu... Yanan gözlerimi kapatıp açtım.

Cildi yine onu ilk bulduğum zamanlardaki gibi bembeyazdı. Yine o ince narin damarlarını görebiliyordum. Yüzünün solgunluğu bile güzelliğini bozmaya yetmemişti.

Yatağın yanındaki Sion'un oturduğu tabureye oturdum. Küçük elinin işaret parmağına dokundum. Sonra başparmağına... Elinin üstünü okşadı parmaklarım... Elini avuçlarımın arasına aldım yavaşça.

"Seni seviyorum, Wonbin. Seninle asla vedalaşmayacağım." diye fısıldadım.

Avucumdaki parmakların belli belirsiz hareket etmesiyle cılız sesini duydum.

"Ben de..."

Aniden yüzüne baktığımda gözlerini aramalaya çalışıyordu.

İşte o an...

İşte o an, boğazımdan çıkan inlemeyle beraber gözyaşlarımı özgür bıraktım.

"Tanrım..."

Omuzundan tutan elle arkama baktığımda, "Dinlenmesi gerek Eunseok." diyordu Sion.

Başımı iki yana sallarken bakışlarım çoktan Wonbin'i bulmuştu yeniden. "Onu bırakmayacağım..." dedim.

Asla yanından bir an olsun ayrılmak istemiyordum, elini bir an olsun bırakmayacaktım.

"Konuşmamız gerek Wonbin'in yanında olmaz." diyince, "Zaten onunla geçirebileceğim bir buçuk saatimi aldın. Daha fazlasına izin vermeyeceğim. Ne söyleyeceksen burada söyle." diye cevap verdim kararlı sesimle.

Gözlerini kapadı ve ardından pencereyi kenarını göstererek oraya yürüdü. Bense sevgilime baktıktan sonra yavaşça ellerimi elinden çektim ve kulağına eğilerek. "Buradayım bebeğim..." diyip saçlarını öptükten sonra, Sion'un ayakta beklediği pencere kenarına yürüdüm. Gözlerimi ona sabitlediğimde konuşmaya başladı.

"Çok az zamanı var. Belki hiç yok. Odada olduğum sürece onun geri dönmesi için uğraştım Eunseok. Gitti geri geldi. Ona gücümü aktarmaya çalışırken üstelik. Ayrıca..."

"Ayrıca ne?" diye sordum duyduklarım
kalbimi sıkıştırırken.

"Senin onu çağırdığını, onu beklediğini söylediğimde geri geldi. Ama umutlanma... İyi şeyler söyleyebilmeyi senden daha çok isterdim. O benim yüzyıllardır arkadaşım Eunseok..."

Hiçbir şey söylemeden, alamadığım nefesini kesik kesik almaya çalışırken yatağın yanına geri döndüm. Güzel yüzüne baktım sayısız kere...

"Benimle kal... Sensiz yapamam Wonbin."

Diğer elimle saçını okşarken, Sion odadan çıktı ve kapıyı kapadı.

"Kendine gelecek ve iyi olacaksın. Beraber güzel evimiz olacak. Sonsuza dek beraberiz yaşayacağız..."

"Kalmak istiyorum..." diyip gözlerini araladı. "Seninle, sana sarılmak." Konuşması o kadar sessizdi ki. Her konuştuğunda harcadığı enerji bile içimi yakıyordu. Arada bir elimi sıkması yeterdi bana ya da parmağını oynatması, küçük bir tebessüm ya da küçük bir inleyiş bile yeterdi.

"Konuşma. Yorulma. Ben seni hissedebiliyorum..." dediğimde gözlerini kapatıp, yine uykuya daldı.

Dakikada bir nabzını kontrol ediyordum. Nefesi öyle zayıftı ki bazen göğsünün inip kalktığını göremiyorum bile. Ve her seferinde korkudan beynimi, vücudumu uyuşturuyordu.

Ruhlarımızı değiştiremez miydik? Onun yerine ben ölemez miydim? Bence olağanüstü olayların içindeyken mümkün olamaz mıydı? Evet, belki de yaşamasının tek çaresi buydu. Daha önce neden aklıma gelmediğime sinirlenmiştim.

Yavaşça Wonbin'in elini bırakıp. "Hemen döneceğim sevgilim..." diye sessizce söyledikten sonra hızla odadan çıktım. Beni duyup duymadığını bilmesem de...

Çıkar çıkmaz tüm gözler üzerime kitlendi. Hepsi salonda sessizce oturmuş, düşünceliydiler. Bir şey söylememi bekliyolardı. Muhtemelen Sion onlara bana anlattıklarını anlatmıştı. Sion'a yaklaştım ve "Onun yerine geçmemi sağlayabilir misin?" diye sordum. Vakit kaybetmek istemiyordum.

Anında Anton, Sion ve Sungchan ayağa kalkarken. Lena elleri ile yüzünü kapattı. Miya ise şaşkınca bakışlarını bana kitledi.

Anton, "Ne saçmalıyorsun sen?" diye sordu sinirle bana doğru gelirken. Sungchan ise ağzından üzgün bir şekilde ismim çıkmıştı. "Eunseok..."

Sion, tam konuşucakken yine Anton omuzlarımdan tutarak, "Delirdin mi sen? Aklından ne geçiyor? Hadi bizi düşünmüyorsun, senin annen var! Onu da mı düşünmüyorsun?" diye bağırdı.

Sakin bir şekilde cevap verdim. "İçeride insan olmak adına ölmeyi bile göze alan masum biri var Anton. Ben yaşacağım kadar yaşadım zaten. Ama ona bu şansı verirsem mutlu olacağım."

Ellerini saçlarının arasından geçirdi. Ardından hayatımda neredeyse hiç görmediğim bir sinirle yine bana baktı. "Sence buna izin vereceğimi mi sanıyorsun. Sen benim kardeşimsin." diye bağırdı yeniden.

Anton'dan gözlerimi alıp bakışlarımı Sion'a çevirerek yeniden sordum. "Mümkün mü Sion?"

Evet demesi için yalvarıyordum içimden. Wonbinim için yapabileceğim tek buydu. Çaresiz değildim. Onun yerine beni alabilirdi Tanrı... Ya da okyanus... Her neyse... Tek istediğim yaşayıp hak ettiği hayatta mutlu olmasıydı. Yüz yıllara karşı benim yirmi yedi yılın ne kadar da basitti.

Sion şaşkın bir halde yüzüme bakıyordu. Gözlerindeki şaşkınlık yerini sıcak bir bakışa bıraktı. Ardından acıyan bir bakış ve son olarak kararlı bir şekikde, "Mümkün olsaydı, hiç düşünmeden yapardım." dedi.

Anton ve diğerleri derin bir nefes alırken, bense nefes alamıyordum. Anlamıyorlardı ki onsuz yaşmamamın değerli olmayacağını... Bir ölüden farksız olacağımı göremiyorlar mıydı?

Sion düşüncelerimi okurmuşçasına gözlerini kapadı ve "Wonbin'in yanına git. Onu yalnız bırakma..." diyip koltuğa oturdu.

Geçen saatlerin ardından Wonbin'den hiçbir gelişme yoktu. Nadiren avucumun içindeki parmağını hafifçe oynatıyor, hâlâ burada olduğunu belirtiyordu. Bu bile bana yetiyordu. Lena, saatte bir sıcak havluyla odaya girip, Wonbin'in buz gibi olan bedenini ısıtmaya çalışıyordu. Su içirmeyi deniyor ama su dudaklarından yastığa süzülüyordu. Anton ise sürekli düşünceli bir haldeydi. Lena'yla beraber o da odaya geliyor, elini omzuna koyuyor ve sıkıp, güç vermeye çalışıyordu. Miya ilk birkaç saat odaya girmedi. Şimdi ise yanımda oturmuş sessizce durmadan Wonbin'e bakıyordu. Ya da kendi geleceğine... Sungchan ise odaya hiç girmedi.

mermaid, eunbinHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin