kırk bir

850 64 26
                                        

elijah katz büyümemiş, yalnıza olgunlaşmıştı.

bir çiftçi çocuğu olarak elijah, hayalini kurduğu geleceğin teğetinde dahi değildi ve üstelik güzel şeyler bile buna dahildi. büyüyüp babasının yerine geçecek, ailecek avlanmayı sevmedikleri için tüfek tutmayı hiçbir zaman öğrenemeyecekti. ailesi onu kasabadan bir kızla tanıştıracak ve belki kızla biraz muhabbet edebiliyorlarsa evleneceklerdi. dört çocukları olacaktı ve çocukları da çiftçi olacaktı. kızı elmalı turtayı sevdiği için ev sürekli tatlı kokularla dolacaktı. karısından birkaç yıl önce ölecek ve çocukları karısına bakacaktı. evlerinde kız kardeşinin yaptığı birkaç tablo özel birkaç yerde bulunacak ve çocuklarına okuma yazmayı kendisi öğretecekti. ömrünün büyük bir kısmında borç alacak ve bu borçları ödeyecekti. belki çocukları sokakta birkaç kavgaya karışır ve onlarla uğraşırdı. noel'de hep beraber otururlar ve çeşitli oyunlar oynarlardı. yas kelimesiyle ilk kez otuzlu yaşlarda karşılaşmayı bekliyordu. aşk kelimesi ise yabancıydı, hayatına uğrar mıydı bilmiyordu. yahudilik ise artık yalnızca çocuklarının sokakta duyduğu küçük birkaç dışlanmadan ibaret olacak ve dışlayan herkesin ebeveynlerini tamamen dostani bir şekilde ziyaret edecekti ki bu, alışılmış olandan çok kendi dostane yolu olacaktı.

elijah yas kelimesiyle henüz yirmi yaşına girmeden buluştu. noel kelimesi bir süredir hayatında yoktu. kendi doğum gününü bile ron hatırlamadıkça unutuyordu. aşk ise beklediğinin aksine karşısına çıkmıştı. dikenli ve ölüm tehlikeli bir yolda, yalnızca beyaz bir ışık olarak hayatında yer ediniyordu aşk şimdi ve yaklaştıkça gözleri kamaşıyor, kendisini biraz daha kaybediyordu. hayaller ise artık yoktu. elijah katz, okuduğu ilk mektuptan beri hayal kurmuyordu.

"ernst," yatağına uzanmış düşünceler içerisinde kendisini sorgularken yan yataktan gelen sesle başını sola çevirdi elijah. "...yiyecek bir şeyin var mı?"

sesini düzeltmek için yutkundu elijah. "elmam var."

"kaç tane?" diye sordu yan yatağında uzanan otto.

"bir."

"bölüşmek ister misin?"

"hayır, bekle." dedi yatakta doğrularak. yastığının altına sakladığı buruşmuş elmayı avuç içine aldı ve ona doğru uzattı. "tek yiyebilirsin."

"emin misin?"

"günlerdir açsın otto," dedi yorgunlukla. "...sen sormasaydın belki ben verebilirdim."

"ismimi nereden biliyorsun?" dediğinde elijah'ın elindeki elmayı almıştı.

"sen benim ismimi nereden biliyorsun?"

"willhelm'in arkadaşısın."

"onu nereden tanıyorsun?"

"willhelm'i tanımayan biri mi var?

"boş ver, otto," dedi yatağa geri uzanırken. "...afiyet olsun."

otto elmayı ısırırken ona bakmaya devam ediyordu. sessizce elmasını yerken henüz lokmasını yutmadan "sana bir iyilik yapmamı ister misin?" diye sordu.

elijah gözleri kapalı bir şekilde sessizce "neden?" diye sordu.

"sen bana iyilik yaptın çünkü."

"ihtiyacım yok, otto." dedi gözünü açmadan. "iyi geceler."

"ernst," dedi daha kısık bir sesle. "...willhelm şu an arka avluda."

"willhelm'in şu an burada olduğunu düşünmüyorum."

"sanırım o da senin burada olduğunu düşünmüyor."

"yanlış görmüş olabilirsin. bir süre ikimiz de farklı cephede olacağız."

"inanmıyorsan git bak."

kangrenHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin