teklif

37 2 0
                                        

Banyodan çıkan buhar aynayı buğulandırmış, lavabonun kenarında açık duran parfüm odaya hafif bir koku yaymıştı. Dolabın karşısında durup askılara baktım.

“Abartma,” dedim kendi kendime.
“Bir akşam yemeği sadece.”

Ama değildi.

Yiğit’leydi. Siyah elbiseyi çıkardım, aynaya tuttum.

Sonra vazgeçtim.

Bir tık fazla iddialıydı.

Bu kez daha sade bir elbise seçtim; beli hafif oturan, omuzları açıkta bırakan.

Saçlarımı açık bırakmaya karar verdim.

Yiğit açık saçımı daha çok severdi.

Telefonum titreşti.

Yiğit: Hazır mısın güzelim?

Ben: Beş dakika daha. (Yalan.)

Aynaya yaklaştım, rujumu tazeledim.
Kendime baktım.

Yüzümde hafif bir heyecan vardı.
Tam o sırada kapı zili çaldı.
Kalbim refleksle hızlandı. “Erken geldin,” dedim kapıyı açarken.

Yiğit kapının önünde duruyordu.
Siyah bir gömlek giymişti, kolları dirseğine kadar sıvalıydı.

Beni baştan aşağı süzdü.

Bir an sustu.

“Ben,” dedi sonunda,
“yemeğe çıkmaya değil, seni kaçırmaya gelmişim gibi hissediyorum.” Kaşlarımı kaldırdım.

“Yemek iptal mi yani?”

“Hayır,” dedi fısıltıyla.

“Nereye gideceğiz peki?”

“Sürpriz,” dedi kapımı açarken.
Gülümsedim.

“Sürprizlere zaafım olduğunu biliyorsun,” dedim çantamı alırken.
Kapıyı kilitledi, anahtarı cebine attı.
Elini uzattı parmaklarımı hiç düşünmeden avucuna bıraktım.
Asansöre bindiğimizde dar alanda parfümüyle nefesi birbirine karıştı.

“Çok suskunsun,” dedim.
“Konuşursam,” dedi yan gözle bana bakarak, “şu an yaptığımız tek şeyin arabaya binmek olduğunu unutabilirim.” Güldüm.

“Yiğit…”

“Aslında,” dedi, “bir yıldır sana böyle bakıyorum.”

Asansör durdu.

Kısa bir sessizlik oldu.

Kapılar açıldı, şehir bizi bekliyordu.
Arabaya bindiğimizde müziği açmadı.
Sadece motorun sesi ve arada bir bana kayan bakışları vardı.

“Uzun mu sürecek?” diye sordum.

“Hayır,” dedi. “Yakın. Ama anlamı biraz uzak.” Bu cevaba itiraz etmedim. Camdan dışarı baktım sokak lambaları birer birer geçiyordu.
Bir süre sonra araba yavaşladı.
Tanıdık ama aynı zamanda hiç gelmediğimiz bir yerde durduk.

Sessiz, yüksekçe bir nokta.
Şehir aşağıda ışıl ışıldı. “İn,” dedi.
Kapıyı açtığımda serin hava yüzüme vurdu. Karşımda uzanan manzara nefesimi kesti.

“Buraya,” dedi yanıma gelip,
“ilk maçımı kazandığım gece tek başıma gelmiştim.” Ona döndüm.

“Şimdi neden buradayız?” Yiğit’in sesi yumuşamıştı. Başını eğip bana baktı.

“Bu ev,” dedi. Gözlerim tekrar karşımdaki binaya kaydı.
Işıkları yanmıyordu ama boş da değildi sanki bizi bekliyordu.
Kalbimde tuhaf bir sıcaklık yayıldı.

Kanvas Ve Kan Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin