Sevgilim

76 3 0
                                        

Tatilden döneli iki gün olmuştu, havalar oldukça sıcakken günler geçmek bilmiyordu yani. Yattığım yerden kalktım. İdil ve nisa gelmişlerdi. İdil içtiği limonatadan bir Yudum kızına verirken onları izledim. Çok güzellerdi. Nisa limonatanın ekşiliği ile yüzünü buruşturdu.

"Ekşi geldi galiba." dedim gülerek.

İdil de güldü. "Her şeye ağzını büzüyor artık, tam drama Queen oldu."

Nisa iki elini uzattı, bardağı tekrar isteyince İdil başını iki yana salladı. "Yok annecim, senlik değil o.",

"Nisa bana gelsin biraz." dedim, kollarımı açarak.

İdil hemen uzattı. "Al bakalım, çok enerjik bugün, dayanabilir misin bilmiyorum."

"Küçücük şey, ne yapacak ki?" dedim.

Daha dediğimin üzerinden beş saniye geçmeden Nisa saçımı yakaladı.

"Ah! Tamam, anladım, güçlüymüşsün." dedim gülerek.

İdil kıkırdadı. "Bak ben demiştim."

Telefonum masanın üzerinde titredi. Göz ucuyla baktım, Yiğit mesaj atmıştı.

Yiğit: antrenman biraz uzayacak, çıkınca ararım.

Ben: Tamam, acele etme.

İdil hemen sordu. "Yiğit mi?"

"Evet, antrenmandaymış hâlâ." dedim.

"Yağmur." dedi İdil sessizce.

"Efendim." dedim, Nisa’nın elindeki oyuncağı sallayarak gülüyordum.

"Sizde yapsanıza bir tane." dedi, başıyla Nisa’yı işaret ederek.

Bir an sustum. Gözüm masadaki limonata bardağına kaydı. "Daha sırası değil." dedim, gülümsemeye çalışarak.

"Neden olmasın ki?" dedi İdil. "Sen de Yiğit de hazır görünüyorsunuz. Hem düşün, bu evde minik bir versiyonunuz olsa..."

"Yani, Yiğit’in minik hali derken yumruk atan, sabah altıda antrenmana kalkan bir bebek mi? Hem evli bile değiliz biz." dedim gülerek.

İdil kahkaha attı. "Belki senin huylarını alır. O zaman öğlen on ikiye kadar uyur, sütünü içer, sonra da kitap karıştırır, ayrıca bir yıldırım nikahına bakar."

"Keşke hemen dediğin gibi olsa." dedim.

Nisa o sırada kıkırdadı, ellerini çırptı. İdil, "Kızım kardeş istiyor hem." dedi.

Tam o anda kapıdan anahtar sesi geldi.

"Yiğit geldi." dedim.

İdil hemen fısıldadı. "Konuyu açayım mı?"

"Hayır!" dedim hızlıca, ama İdil’in yüzündeki o muzur ifade hiç iyiye işaret etmiyordu.

Kapı açıldı, Yiğit spor çantasını omzundan indirmiş, hâlâ ter içindeydi.

"Selam millet." dedi.

Nisa onu görünce sevinçle ellerini uzattı. Yiğit hemen yaklaşıp kucağına aldı.

"Sen ne tatlı bir şeysin ya!" dedi.

"Eline de yakıştı." dedi İdil.

Yiğit gülümseyip bana baktı. "Yani?"

"Yani," dedi İdil, "bir tane de sizden olsa fena mı olur?"

Başımı ellerimin arasına aldım. "İdil!" dedim uyarı tonuyla.

Kanvas Ve Kan Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin