Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Sıkıntıyla içimdeki nefesi dışarı verdim. Bugün Yiğitlere maç izlemeye gidecektim. Gerçi maç izlemek hakkında pek bir şey bilmiyordum. Annemler Almanya’ya geri dönmüştü. Elime telefonu alıp Yiğit'e yazdım.
Yağmur: Yiğitttttt
Yiğit: Efendimm
Yağmur: Şimdi biz maç izleyeceğiz ya, ama benim formam yok.
Yiğit: Hallettim ben onu.
Yağmur: Ya gerçekten mi?
Yiğit: Ya gerçekten.
Yağmur: Peki o zaman, gelirken bir şey getireyim mi? Ve en önemlisi… Maç ne zaman başlıyor?
Yiğit: Hayır, sadece kendini getir, yeterli güzellik. Maç iki saat sonra başlıyor.
Yağmur: O zaman ben hazırlanmaya başlayayım.
Yiğit: Seni almaya geleyim mi?
Yağmur: Gerek yok, ben gelirim.
Yiğit: Tamam o zaman.
Sohbetten çıkıp odama girdim. Duşa girip saçlarımı kuruttum, ardından tarayıp topuz yaptım. Altıma kot pantolon, üstüme beyaz bir tişört giydim. Birkaç takı takıp hafif bir makyaj yaptım.
Aşağıya inip montumu ve ayakkabılarımı giydim, anahtarlarımı alıp tam taksi çağıracaktım ki kapıda elinde bir buket çiçekle beni bekleyen Yiğit’i gördüm. Gülümsüyordu.
“Ben kendim gelebilirdim,” dedim gülümseyerek. Elindeki buketi uzattı. Aldım. Bir buket lale... Sergiye geldiğinde de lale getirmişti.
“Ben zaten taksici olmaya razıyım demiştim,” dedi.
Gözlerimi devirdim. “Neden hep lale?”
“Laleler güzeldir. Annemin en sevdiği çiçek. Sen de seversin diye düşündüm. Sevmez misin yoksa?”
“Severim. Çok severim,” dedim.
Gülümseyip kapımı açtı. “O zaman gidelim Yağmur Hanım.”